Sokaklardan cezaevine; baskı ve ayrımcılığın gölgesinde bir direniş öyküsü
- 09:01 24 Haziran 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - Zorla çalıştırma, sağlık hakkının engellenmesi, tecrit, işkence ve idam tehdidi... İran'da kadın tutsaklar, cezaevlerinde sistematik hak ihlalleriyle karşı karşıya. İnsan hakları örgütleri, bu uygulamaların kadın düşmanı politikaların bir yansıması olduğuna dikkat çekiyor.
İran’daki kadınlar yıllardır çeşitli ayrımcılık, kısıtlama ve baskı biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Kadın hakları savunucularının bugün “yapısal kadın düşmanlığı” olarak tanımladığı durum yalnızca yasa ve yönetmeliklerle sınırlı değil; kadınların toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamın çeşitli alanlarında karşılaştığı uygulamalarda da kendini gösteriyor. Kıyafet ve kamusal alandaki varlığa ilişkin kısıtlamalardan kadın siyasi aktivistlere yönelik baskılara kadar uzanan bu uygulamalar, kadınları toplumun diğer kesimlerine kıyasla daha yoğun baskı altında bırakıyor.
Son yıllarda, özellikle de geniş çaplı protesto dalgalarının ardından, çok sayıda kadın toplumsal ve siyasal faaliyetleri ya da protestolara katıldıkları gerekçesiyle tutuklandı. Bu kadınların birçoğu şu anda zorlu ve insanlık dışı koşullara dair çok sayıda raporun bulunduğu cezaevlerinde tutsak edilmiş durumda. Cezaevi, kadınların toplum içinde haklarının kısıtlanmasıyla başlayan zincirin son halkası olarak görülebilir; bu baskı cezaevi duvarlarının ardında daha da ağır biçimde sürüyor.
Kadın emeğinin cezaevinde sömürüsü
İran cezaevlerindeki en endişe verici sorunlardan biri, tutsak emeğinin yaygın biçimde kullanılması. Meşhed'deki Vakilabad ve diğer bazı kadın cezaevlerinden gelen raporlara göre, tutsaklar çeşitli atölyelerde ve üretim faaliyetlerinde çalıştırılıyor. İnsan hakları savunucuları, tutsakların çok düşük ücretlerle ve çeşitli baskılar altında çalışmaya zorlandığı koşulların, tutsak emeğinin sömürülmesinin bir örneği olduğuna belirtti. Birleşmiş Milletler ve özel raportörler, bu uygulamayı bazı durumlarda "modern kölelik" ve "insanlığa karşı suçlar" örneği olarak nitelendiriyor.
Sağlık engeli baskı aracı olarak kullanılıyor
Emeğin sömürüsü ve zorla çalıştırma dışında, sağlık ve tedavi hizmetlerinden bilinçli bir politika olarak mahrum bırakılma da kadın tutsaklar için ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Qarchak, Evin, Qezl-e Hassar ve diğer cezaevlerinden gelen çok sayıda rapor, tutsakların; doktorlara, ilaçlara ve uzman tıbbi hizmetlere erişiminin ciddi şekilde kısıtlandığını göstermektedir. Bazı durumlarda, hastaların hastanelere sevkinde yaşanan gecikmeler veya gerekli tedavilerin yapılmaması ağır sonuçlara yol açmıştır. İnsan hakları örgütleri, sağlık hizmetlerinden kasıtlı olarak mahrum bırakmanın tutsaklar üzerinde baskı kurmak için bir araç haline geldiği konusunda sık sık uyarılarda bulunuyor.
Tutsak kadınlar karantina koşullarında
Uzun zamandır kadınlar için en kötü cezaevi merkezlerinden biri olarak kabul edilen Varamin'de bulunan Qarchak Cezaevi'ndeki durum bunun açık bir örneği. Raporlar, aşırı kalabalık, hijyenik tesislerin yetersizliği, içme suyu sorunları, yetersiz havalandırma ve tıbbi hizmetlere sınırlı erişim olduğunu ortaya koydu. Son haftalarda Meşhed'deki Vakil Abad cezaevindeki kadın siyasi tutsakların insanlık dışı koşullarda tutulduğuna ilişkin çok sayıda rapor yayınlandı. İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre, çoğunluğu Ocak 2026’daki eylemler ve yapılan baskınlar neticesinde tutuklu olan en az 30 kadın,(alçak tavanlı, yeterli havalandırma ve ışıktan yoksun, sıkışık bir bodrum katı olan "Aramesh" koğuşunda karantina koşullarında tutuluyor. Söz konusu alanların dar, yetersiz havalandırmalı ve gün ışığından yoksun olduğu; aşırı kalabalık, yatak eksikliği ve sağlık hizmetlerine erişim sorunları yaşandığı belirtiliyor.
Sirjan cezaevinde onlarca kadına işkence
İnsan hakları kaynakları tarafından Sirjan'da eylemlere katılan kadınların yaygın bir şekilde tutuklanması ve Sirjan cezaevindeki durumlarıyla ilgili bir rapor da yayınlandı. Bu rapora göre, Ocak 2025'te Sirjan'da yapılan eylemlerin ardından, aralarında onlarca kadının da bulunduğu yaklaşık 400 kişi tutuklandı; bu kadınların çoğu Sirjan cezaevinde haftalarca psikolojik ve fiziksel baskıya, işkenceye ve sorgulamaya maruz kaldı; ardından yüksek kefaletle serbest bırakıldılar ve dava sürecini beklerken, ağır cezalar verileceği ön görülüyor. Bu kadınlardan bazıları arasında doktor olan Dr. Sepideh Fakharian, Dr. Nastaran Korki ve Zohreh Ghorbani yer alıyor ve haklarındaki suçlamalar çoğunlukla "eylemlere öncülük etmek", "rejime hakaret etmek" ve benzeri gerekçeler olarak belirtiliyor.
Qezl-e-Hesar ve Evin Cezaevin’deki siyasi tutsakların durumu
Son haftalarda ise Evin Cezaevi'nin kadın koğuşunda bulunan kadın siyasi tutsaklar üzerindeki baskının arttığına dair haberler çıktı. Bu haberlere göre, Şiva Esmaili, Marzieh Farsi, Forough Taghipour, Zahra Safaei, Golrokh Iraei, Sakineh Parvaneh ve Elahe Foladi de dahil olmak üzere bir dizi kadın tutsağın aileleriyle telefonda görüşmeleri yasaklandı. Bu kadınların çoğu Halkın Mücahitleri Örgütü'nün (PMOI) destekçisi ve üyesi olarak aktif mücadele yürütüyor. Bazıları PMOI'yi destekleme suçlamasıyla yıllardır cezaevlerinde tutsak. İnsan hakları savunucuları, aileyle iletişimin kesilmesi, dışarıyla bağın sınırlandırılması ve yeni kısıtlamaların getirilmesinin, kadın siyasi tutsaklar üzerindeki psikolojik baskıyı artırmak için kullanılan yöntemler arasında olduğunu söylüyor. Aynı zamanda, son eylemler sırasında Qezl-e-Hesar cezaevinde tutulan tutsakların koşulları hakkında da raporlar ortaya çıktı. Bu raporlara göre, çok sayıda tutsak yeterli imkanlardan yoksun, kalabalık hücrelerde tutuluyor. Suya ulaşamama, aşırı sıcaklık ve hastanelere sınırlı erişim, bu cezaeviyle ilgili dile getirilen sorunlar arasında yer alıyor.
Cezaevi politikası kadın düşmanlığının yansıması
Ancak, kadınların cezaevindeki durumu, İran toplumundaki kadınların genel durumundan ayrı olarak incelenemez. Cezaevi dışında kadınların sosyal, kültürel ve siyasi alanlarda karşılaştığı kapsamlı kısıtlamalar, cezaevi içinde de daha şiddetli ve acımasız bir biçimde kendini göstermektedir. Bu nedenle, birçok kadın hakları savunucusu, kadınların cezaevindeki durumunun sadece cezaevleriyle ilgili olmadığını, aynı zamanda İran'daki yönetim yapısında var olan ayrımcı ve kadın düşmanı bakış açısının bir yansıması olduğuna inanmaktadır.
İdam cezaları için üyelik yeterli sebep!
İran'daki kadın tutsakların durumu sıradan insan hakları ihlallerinin ötesine geçiyor ve cinsiyet ve siyasi baskı aracı olarak kullanılıyor. Bunlar arasında, Halkın Mücahitleri Örgütü'ndeki kadınların durumu raporlamalara göre en endişe verici olan olarak karşımıza çıkarken, “örgüte üye” olmak bile işkence ve idamla eşdeğer kabul ediliyor. 68 yaşındaki mühendis Zahra Tabari, İran Halkın Mücahitleri Örgütü'ne üyelik suçlamasıyla ikinci kez idam cezasına çarptırıldı. Zahra Tabari'nin suçlaması, İran Halkın Mücahitleri Örgütü'ne verdiği desteği kararlılıkla sürdürmesi oldu.
Direniş devam ediyor
İran'daki kadın tutsakların uğradığı işkence ve baskılar sadece bir grup tutsağın hikayesi değil; İranlı kadınların eşit haklar, insan onuru ve temel özgürlükler elde etme mücadelesinin daha geniş bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut rejim altında ayrımcılık ve kadın düşmanlığı devam ettiği sürece, cezaevi duvarları aynı gerçekliğin daha yoğun ve acı bir görüntüsünü yansıtmaya devam edecek. Tüm bu baskılara rağmen, İranlı kadınlar son yıllardaki direnişleriyle, toplumda özgürlük, eşitlik ve insan hakları talep eden başlıca güçler arasında olduklarını göstermişlerdir; bu talep sokaklardan parmaklıklar ardına kadar sürüyor.







