Üç sözcük bir felsefe (5)
- 09:01 15 Eylül 2026
- Güncel
KJAR Sözcüsü: Jin Jiyan Azadî’ 50 yıllık mücadelenin sonucuydu
Öznur Değer
HABER MERKEZİ- “Jin, jiyan, azadî” devriminin dördüncü yılını değerlendiren KJAR Dış İlişkiler Komitesi Sözcüsü Rozerin Kemanger, artık dört yıl öncesine dönülemeyeceğinin altını çizerek, “Kürt kadınların en az 50 yıldır yürüttüğü mücadele bir felsefe yarattı. “Jin jiyan azadî” birden oluşmadı. Önce söylenip sonra mücadeleye dönüşmedi. Bir mücadelenin sonucunda ortaya çıktı” dedi.
İran-ABD-İsrail savaşı, Lübnan krizi, çözümsüzlüğün dayatıldığı Filistin meselesi, Suriye ve Rojava’ya yönelik baskılar ve savaş ile kriz ortamından faydalanmak isteyen emperyalist güçler, Orta Doğu’da yeni bir dizayn yaratmaya çalışırken, Rojava’dan İran’a, Afganistan’dan Pakistan’a Orta Doğu’da ranta, savaşa, sömürüye ve kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadele eden kadınlar, erkek aklının yarattığı düzene karşı demokratik bir yaşamın nüvelerini atıyor.
16 Eylül 2022’de İran’da Jina Mahsa Emînî’nin ahlak polisleri tarafından katledilmesinin ardından başlayan “Jin, jiyan, azadî” eylemleri dünya kadın hareketlerinin gündemine taşınırken, kadınlar yeni ve özgür bir yaşam için mücadelesini sürdürüyor. 16 Eylül 2022 sonrası kadın öncülüğünde başlayan direniş dördüncü yıldönümü dolayısıyla Doğu Kürdistan Özgür Kadınlar Topluluğu (KJAR) Dış İlişkiler Komitesi Sözcüsü Rozerin Kemanger ile konuştuk.
Dosyamızın beşinci bölümünde Rozerin Kemanger, “Jin, jiyan, azadî” felsefesinin Kürt kadınların yıllara dayanan mücadelesinden doğarak dünyaya yayılmasını, kadınların örgütlü gücünün devrimde üstlendiği öncü rolü ve dört yılda ortaya çıkan değişimi değerlendirdi.
“Kadınların öncü potansiyeli zaten vardı ancak bu devrim süreciyle beraber örgütlülük öncülüğe dönüştü ve Kürt kadınlar devrimin öncüsü oldular. Kadınlar tolumun tüm kesimini sokağa çağırıyordu. ‘Jin, jiyan, azadî’ devriminde toplumun tüm kesimi ortak bir havuzda birleşti. Bu devrim herkesi bir araya getirdi ve birleştirici bir güç halini aldı. Örgütlülük, öncülüğe dönüştü ve Kürt kadınlar devrimin öncüsü oldular.”
*16 Eylül 2022’de Jina Emînî’nin katledilmesi İran ve Rojhilat’ta yeni bir isyanın kıvılcımını yaktı. Bu isyan yıllardır biriken kadın ve halk mücadelesinin açığa çıkışı mı?
Ne İran ne de Rojhilat halkı, özellikle de kadınlar, İslam Cumhuriyeti’ne karşı hiçbir zaman boyun eğmedi. Rejimin kirli siyasetine karşı halklar, belli dönemlerde isyan hâlindeydi. Jina Emînî’den yaklaşık 10 gün önce Merivan’da Şilêr Resulî tecavüze uğradı ve sonrasında yaşamını yitirdi. (3 Eylül 2022’de Goran Qadri tarafından tecavüze uğramasının ardından kendini savunmak için evin ikinci katındaki pencereden atlayan 36 yaşındaki Şilêr Resulî, 8 Eylül 2022’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.) Biz orada da Merivan halkının, kadınların öncülüğünde serhildana kalktığını gördük. Önce Merivan’da, ardından Saqiz’de ve sonrasında tüm kentlerde eylemler gerçekleşti. Bu, rejime karşı duyulan hırs, kin ve nefretin dışavurumuydu. Daha önce de serhildanlar oldu ancak Jina Emînî’nin katledilmesinden sonra başlayan serhildanın diğer serhildanlardan farkı vardı. İran’da çok sayıda mücadeleci, birikimli ve güçlü kadın var. Bu kadınlar büyük bir mücadele yürütüyor ve sokaklarda öncülük ediyordu. Bu devrimde güçler birleşti. Devrim, sadece bir yerle sınırlı kalmadı. Kürdistan’da yıllardır mücadele verildiği için kadınlar zaten örgütlü. Kadınlar burada öncü olarak görülüyor. Kadınların öncü potansiyeli vardı ancak devrim süreciyle beraber örgütlülük öncülüğe dönüştü ve Kürt kadınlar devrimin öncüsü oldular. Kadınlar, toplumun tüm kesimlerini sokağa çağırıyordu. “Jin, jiyan, azadî” devriminde toplumun tüm kesimleri ortak bir havuzda birleşti. Bu devrim, herkesi bir araya getirdi ve birleştirici bir güç hâlini aldı.
“Kadınlar, İran’da bulunan farklı halkların ‘Jin, jiyan, azadî’ çatısı altında toplanmasına neden oldu. Tüm ulusların ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganını hep birlikte haykırması aynı zamanda ideolojik bir mesajdır.”
*O halde “Jin, jiyan, azadî” devriminin enternasyonalist bir isyan olduğunu söyleyebilir miyiz?
Elbette öyle değerlendirebiliriz. Biz cinsiyetçi bir sistemle karşı karşıyayız. Toplumun tüm kesimlerini aynı görmeyen, ötekileştiren bir sistem var karşımızda. İran’da çok katmanlı sorunlar var ancak öncelikli olarak kadınların özgürlük sorunu var. İran’da kadınların özgürleşmesine yönelik büyük bir potansiyel var. Ama öte yandan kadınlara karşı müthiş bir saldırı var. Esasında bu, sadece kefiyeye karşı değil, kadınlara zorla dayatılan hicaba karşı bir isyandı. O nedenle de tüm kadınları bir araya getiren, birleştirici bir güç hâlini aldı. “Jin, jiyan, azadî” devriminde rejim, bu kadar örgütlü bir güç karşısında duramayacağını anladı. Çünkü bu, İran’ın tüm kesimlerini ayağa kaldıran, harekete geçiren bir isyandı. Kadınlar, ulusların da birbirine yakınlaşmasına neden oldu. İran rejiminin yıllardır sürdürdüğü parçalama politikasına karşı bir cevap oldu ve rejimin bu politikası boşa düştü. Bu isyanla sadece rejimin parçalama politikası boşa düşmedi, rejim bu kadar örgütlü bir güç karşısında duramayacağını da anladı. Kadınlar, İran’da bulunan farklı halkların “Jin, jiyan, azadî” çatısı altında toplanmasına neden oldu. Tüm ulusların “Jin, jiyan, azadî” sloganını hep birlikte haykırması aynı zamanda ideolojik bir mesajdır. Çünkü İran’ın farklı yerlerinde; Tahran’da, Belucistan’da kadın özgürlük sorunu farklı olabilir ama ortak sorunlar çok net ve ön plandaydı. O nedenle “Jin, jiyan, azadî” devriminde farklı renkler, farklı uluslar, farklı cinsler devrime engel oluşturmadı. Farklılıklar tanındı ve bu farklılıklarla ortak mücadele yürütüldü. Öte yandan bu slogan, burasıyla sınırlı kalmadı. Tüm Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde yankı uyandırdı ve her yerden destek gördü. Çünkü İslam Cumhuriyeti’nin kadınlara yönelik yaklaşımı artık tüm dünyada biliniyordu.
“Kürt kadınların en az 50 yıldır yürüttüğü mücadele bir felsefe yarattı. Şunun altını çizmek gerekiyor: ‘Jin, jiyan, azadî’ birden oluşmadı. Önce söylenip sonra mücadeleye dönüşmedi. Bir mücadelenin sonucunda ortaya çıktı. ‘Jin, jiyan, azadî’, Kürt kadınlara öncülük imkânı oluşturdu ve sadece Kürdistan’la sınırlı kalmayıp tüm dünyaya yayıldı."
*İsyanın Seqiz’den başlaması, Jîna’nın Kürt kimliği ve Rojhilat’ın tarihsel mücadelesi nasıl bir bütünsellik oluşturuyor?
Kürdistan’ın her parçasında kadınların çok boyutlu bir mücadele gerçekliği var. Kürt kadınlar örgütlü kadınlardır ve kendilerine yönelik saldırıları kabul etmiyorlar. “Jin, jiyan, azadî” devrimi Rojava’da ses getirdi, Bakur Kürdistanı’nda kadınlar çalışmalarda yer aldılar. Rojhilat Kürdistanı’nda eril zihniyete ve sisteme karşı azimle yürütülen mücadele, bir isyanın öncüsü oldu. Kürt kadınların en az 50 yıldır yürüttüğü mücadele bir felsefe yarattı. Şunun altını çizmek gerekiyor: “Jin, jiyan, azadî” birden oluşmadı. Önce söylenip sonra mücadeleye dönüşmedi. “Jin, jiyan, azadî” bir mücadelenin sonucunda ortaya çıktı. Bu felsefe de eşsiz bir direniş sonucunda ortaya çıktı. Kadınlar, kendilerine yönelik tüm saldırılara karşı her anlamda yapabileceklerini gösterdi. Eğitimden sağlığa, savunmadan yaşamın tüm alanlarına kadar kadınların “Yapabiliriz” iradesi, “Jin, jiyan, azadî” felsefesini açığa çıkardı. Bu slogan Rojava’da atıldı, ardından Bakur’da söylendi, Kürdistan dağlarında vurgulandı. Zaman zaman başka yerlerde de söylendi. Peki, neden bu slogan Rojhilat Kürdistanı’nda geniş yankı uyandırdı? Çünkü burada kadınların müthiş bir azimle mücadele etme potansiyeli var. Aynı zamanda içlerinde biriktirdikleri derin bir acı vardı ve bu acıyı uygun bir zeminde mücadeleye akıtmak istediler. “Jin, jiyan, azadî”, Kürt kadınlara öncülük imkânı oluşturdu ve sadece Kürdistan’la sınırlı kalmayıp tüm dünyaya yayıldı.
“‘Jin, jiyan, azadî’ sloganı evrensel bir slogan oldu. Dünya kadınları da bunu fark etti. İran’da kadınlar, ortak bir dertleri olduğunu gördükleri için bu slogan altında birleştiler. Bu sloganın amacı bir şeyleri bozmak değil, bir şeyler yaratmaktı. ‘Jin, jiyan, azadî’ bize kadınların ‘yardımcı’ değil, ‘öncü’ olduğunu gösterdi. Artık dört yıl öncesine dönülemez.”
*Kürt Kadın Hareketinden dünyaya yayılan “Jin, jiyan, azadî” felsefesinin yankı ve sonuçlarını nasıl ele almak gerekiyor? Dünya kadın hareketleri için yeni bir çığır denilebilir mi?
Mücadelede yer alan hiçbir kadının bireysel bir şekilde mücadele ettiğini düşünmüyorum ve hepsinin “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez” bilincinde olduğunu düşünüyorum. Kadınlar, yıllardır onları hem fiziken hem de ruhen yok etmeye çalışan zihniyete karşı mücadele içerisindeler. Saldırı yöntemleri ve biçimleri farklı olsa da özü aynıdır. Kadınlar; Taliban, DAİŞ ve sermayedarların politikalarına ve baskılarına maruz kalıyor. Buna karşı Kürt kadınların oluşturduğu “Jin, jiyan, azadî” sloganı evrensel bir slogan oldu. Dünya kadınları da bunu fark etti. İran’da kadınlar, ortak bir dertleri olduğunu gördükleri için bu slogan altında birleştiler. İran’da kadınların ortak derdi kadın özgürlüğüdür. Bu duruş da dünyaya ışık saçtı. Bu sloganın amacı sadece bir şeyleri bozmak değil, bir şeyler yaratmaktır. Bu yaratım hangi esaslar üzerine kurulmalı? Şimdiye kadar devrim sadece erkeklerin işi olarak görüldü. Öncünün her zaman erkek olması gerektiği düşünüldü. Ancak “Jin, jiyan, azadî” felsefesi bu bakışı dönüştürdü. Kadınların devrimin merkezi olduğunu gösterdi. Bu fikir kadınlar sayesinde yayıldı. Bu felsefe, erkek aklının korkmasına neden oldu. Aynı zamanda kadın hakları savunucusu erkeklerin de bu devrimde kadınların arkasından nasıl yürüdüğünü gördük.
Kadın sorunu bir cinsiyet sorunu değildir. İşçiler, emekçiler, öğretmenler, tutsaklar ve toplumun her kesiminden insanlar “Jin, jiyan, azadî” sloganı altında buluştu. Bu slogan toplumun tüm kesimlerine hitap etti ve topluma bir cevap niteliğindeydi. “Jin, jiyan, azadî” bize kadınların “yardımcı” değil, “öncü” olduğunu gösterdi. “Jin, jiyan, azadî”, zihniyette değişim ve dönüşümü beraberinde getirdi. Artık dört yıl öncesine dönülemez. Çok önemli ve değişmez kazanımlar yaşandı.
“Bazı ideolojik ve siyasi yapılar ile farklı görüşler yıllardır aynı çatı altında birleşmiyordu. Ancak ‘Jin, jiyan, azadî’ devriminde çok farklı bakış açılarına sahip kadınlar ve kadın örgütleri aynı çatı altında toplandı. Rojhilat kadınları farklı platformlar oluşturdu. Hem Kürt kadınlar arasında hem de İran’da ulusal düzeyde kadınlarla temaslar ve çalışmalar sürüyor. İran’da umut açığa çıktı. Umudu ve değişimi ise toplumsal güçler yarattı. Artık bu sürecin öncesine dönülemez.”
*Tam da buradan devam edecek olursak, “Artık dört yıl öncesine dönülemez” dediniz. Dört yılın ardından kadınların yaşamında geri dönülemez hangi değişimler yaşandı? Dünden bugüne kadınların hayatında ne değişti?
Kazanımlar çok fazla. İslam Cumhuriyeti, ilk günden bu yana durmadı ve kadınlara yönelik saldırılarını farklı yöntemlerle sürdürdü. Çünkü kadınlardan intikam almak istedi. Çünkü kadınlar devrimin öncüsüydü. En büyük ve önemli değişim, kadınların zorunlu hicaba karşı çıkmasıydı. Kadınlar, “Benim bedenim, benim kararım. Kimsenin bedenim hakkında söz söyleme hakkı yok” dedi. Öte yandan serhildanların ardından idam politikaları oldukça yoğunlaştı. Siyasi tutsakların durumu iyi değil ve onlardan haber alamıyoruz. İran edebiyatında “nidametgâh” (pişmanlık) kavramı kullanılır. Bu, “pişmanlık yeri” anlamına gelir. Bu, tutsaklar üzerinde uygulanan bir politika. Eskiden de öyle olmakla birlikte, son dört yıldır tutsaklar üzerinde çok yoğun dayatılan bir politika oldu bu. Başta Werişe Muradî, Zeynep Celaliyan ve Pexşen Ezîzî olmak üzere çok sayıda kadın tutsak, zindanın nidametgâh alanı olmadığını gösterdi. Zindan, mücadelenin merkezi hâline geldi. Aynı zamanda toplumun perspektifi oldu.
Toplumda umut oluşturdu.
Belki şu an dört yıl öncesinde olduğu gibi yoğun bir eylemsellik süreci yaşanmıyor ama mücadele yöntemi değişti. Bu çok önemli. Zaman, mekân ve yöntem değişmiş olabilir ama devrim farklı yöntemlerle devam ediyor. Rejime karşı olan tüm güçler birleşmeye daha yakınlar. Her gücün farklı bir ideolojik bakışı var. Ancak “Jin, jiyan, azadî” devriminde ortak bakış açıları birleştirici güç oldu. Bazı ideolojik ve siyasi yapılar ile farklı görüşler yıllardır aynı çatı altında birleşmiyordu. Ancak “Jin, jiyan, azadî” devriminde çok farklı bakış açılarına sahip kadınlar ve kadın örgütleri aynı çatı altında toplandı. Kürdistan düzeyinde de farklı platformlar oluştu. Rojhilat kadınları farklı platformlar oluşturdu. Hem Kürt kadınlar arasında hem de İran’da ulusal düzeyde kadınlarla temaslar ve çalışmalar sürüyor. Bunlar önemli kazanımlardı. İran’da umut açığa çıktı. Bu çok önemli. Umudu ve değişimi ise toplumsal güçler yarattı. Artık bu sürecin öncesine dönülemez.
“Elbette temel korkuları kadın gücü.”
*İdamlar ve siyasi kadın tutsaklara yönelik baskılar, rejimin “Jin, jiyan, azadî” karşısındaki hangi korkusunu gösteriyor?
Elbette temel korkuları kadın gücü. Buna döneceğim ancak geçmiş yıllarda İran, dış güçlerle de bir savaş hâlindeydi. Güncelde ise İran’ın hem dışarıdan hem de içeriden yenildiğini görüyoruz. Dış güçler İran’ın daha fazla genişlemesini önledi, içeriden ise toplum İran siyasetine karşı durdu. Zindandan gönderilen mektupların her biri bir perspektif niteliğinde. İçeriden gelen mektuplar, devrimin devam etmesi gerektiğini söylüyordu. Toplum, idam politikalarına karşı mücadele etmek istiyor. Öte yandan İran rejimi, kadınların öncülüğünde inşa edilen toplumsal güçten korkuyor. İran en çok kadın özgürlüğünden korkuyor. Devrime kadınlar ve gençler öncülük etti. Rejim de en çok bunlardan korktuğu için idam politikalarını sürdürüyor.
“Son dönemlerde en az 500 kişi katledildi. İran rejiminin bu baskısı gücünden değil, güçsüzlüğünden kaynaklanıyor.”
*Peki, idamlara ve siyasi baskılara yönelik elinizde bir veri var mı? Kaç kadın hapsedildi, idam edildi veya katledildi?
İnsan hakları örgütleri bu bilançoları paylaşıyor. Ancak rakamlar tahmin ettiğimizden fazla. Çünkü rejim rakamları saklıyor. Bazı kişileri habersizce idam ediyor. Çünkü açığa çıkacak toplumsal refleksten korkuyor. Son dönemlerde en az 500 kişi katledildi. Son bir yıl, hatta altı ay içindeki rakam bunun çok ötesinde ancak en az 500 kişi katledildi. İran rejiminin bu baskısı gücünden değil, güçsüzlüğünden kaynaklanıyor. Güçsüz olduğu için baskıları artırıyor.
“Rejim, zindan direnişinin dışarıya yansımasını istemiyor. Çünkü dışarıya gönderdikleri en ufak bir yazı herkes üzerinde etki yaratıyor. Tutsaklar çoklu saldırı altında. Ama en önemli tehlike idam tehlikesidir.”
*Başta Zeynep Celaliyan, Werişe Muradî ve Pexşen Ezîzî olmak üzere siyasi kadın tutsaklardan bahsettiniz. Tutsakların durumunu anlatır mısınız?
Savaş süreçlerinde rejim, özellikle tutsaklar hakkındaki bilgi akışının dışarıya çıkmasına izin vermiyor. İnsanlar da özellikle içeride direnen devrimcilerin sağlık durumuna dair şüphe taşıyor. Sağlık ve yaşam durumlarına dair endişe duyuyorlar. Zeynep Celaliyan şu an sürgünde ve sağlık durumu iyi değil. Aynı şekilde Werişe Muradî ve diğer tutsakların durumu da iyi değil. Öte yandan bu kadın direnişçiler idam tehdidi altında. Bu kadın direnişçiler, müebbet alan ve idam tehdidi altında bulunan ilk siyasi kadın tutsaklar. Aileleriyle görüşemiyorlar ve durumlarına dair bilgi alamıyoruz. Bu, bir özel savaş politikasıdır. Rejim, zindan direnişinin dışarıya yansımasını istemiyor. Çünkü dışarıya gönderdikleri en ufak bir yazı herkes üzerinde etki yaratıyor. Tutsaklar çoklu saldırı altında. Ama en önemli tehlike idam tehlikesidir.
“KJAR’ın şu an yürüttüğü politika hem ulusal hem de uluslararasıdır. Sadece İran’la değil, diğer ülkelerle de ilişkileniyoruz. Çünkü kadın mücadelesi evrensel bir mücadeledir.”
*Jîna’dan sonra KJAR’ın örgütlenme yöntemlerinde nasıl bir dönüşüm yaşandı?
KJAR, 14 yıldır resmî olarak var ve mücadelesini çeşitli yöntemlerle sürdürüyor. Siyasi, toplumsal, eğitim, diplomasi ve birçok alanda çalışmalar yürütüyor. KJAR’ın şu an yürüttüğü politika hem ulusal hem de uluslararasıdır. Sadece İran’la değil, diğer ülkelerle de ilişkileniyoruz. Çünkü kadın mücadelesi evrensel bir mücadeledir. Kadınlara cevap olabilmek için mücadele yürütüyoruz. Hem İran’da hem de uluslararası alanda kadınların sorunlarına çözüm olmayı ve özgürlüklerini sağlamayı esas alıyoruz.
“Biz devrim içinde devrim yapıyoruz.”
*KJAR’ın sunduğu “alternatif ve özgür yaşam” modeli Rojhilat ve İran’da nasıl somutlaştırılabilir?
Devletler, kadınları savaş ortamında kurban olarak görüyor. “Jin, jiyan, azadî” devriminin en önemli kazanımı bu anlayışı ters yüz etmesiydi. Kadınlar, güçlerinin ve iradelerinin farkına vardı ve öncü oldular. Kadınlar sadece etkilenmek değil, etkilemek istiyorlar. Bunu da bu devrimle yarattılar. “Jin, jiyan, azadî” devriminin en önemli kazanımlarından biri de bu oldu. Kadınlar bu süreçte birbirlerinin sesi oldu ve yeni platformlar oluşturdu. Rejim kadınlara sistematik saldırdığı için kadınlar da örgütlü bir güç olmaları gerektiğinin farkında. Bu da örgütlü bir mücadelenin geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Toplumun her kesiminden kadınlar mücadelenin içerisinde. Kadın özgürlüğü siyasi bir meseledir. Kadın varlığı siyasi bir meseledir. “Devrim yapalım ama kadın sorunu bunun içinde olmasın” diyemeyiz. “Jin, jiyan, azadî” devrimi de bize en çok bunu gösterdi. Biz devrim içinde devrim yapıyoruz. Devrimin içinde kadınlar da olmalı. İran’da 1979 deneyimi var ve kadınlar bunu kabul etmiyor. Kadınlar, devrimin içinde ve merkezinde yer alıyor.
“Son günlerde 17 kadın örgütüyle bir araya gelerek ortaklaşma zemini yakaladık. Bu, kadın birliği için ortaklaşmanın sembolü oldu. Bu yönlü çalışmalarımız sürüyor. ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganını nostaljikleştirmeyelim. Bu felsefeyi yaygınlaştırmak ve yaşamsallaştırmak için çalışalım.”
*Son olarak, tüm bu gelişmeler ve yaşananlar ışığında KJAR’ın yol haritası nedir?
Bir stratejimiz ve paradigmamız var. Paradigmamız, “demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü” toplum paradigmasıdır. Bu noktada kadın örgütlülüğü için yıllardır çalışma yürütüyoruz. Kadınlar, kendilerine yönelik saldırıları bu perspektifle boşa çıkarıyor. Örgütlü güçle sonuç alabiliriz. İran’da çok sayıda halk yaşıyor ve her birinin görüşü farklı. Bu farklılıkları resmî olarak tanıyarak, dillerini ve kültürlerini tanıyarak örgütlü bir mücadele yürütebiliriz. Her zeminde ortak bir mücadele hattı örmeliyiz. Birbirimizin sesini duymalıyız. Son günlerde 17 kadın örgütüyle bir araya gelerek ortaklaşma zemini yakaladık. Bu, kadın birliği için ortaklaşmanın sembolü oldu. Bu yönlü çalışmalarımız sürüyor. Son olarak şunu söyleyebilirim: “Jin, jiyan, azadî” sloganını nostaljikleştirmeyelim. Sadece bir anma için bir araya gelmeyelim. “Jin, jiyan, azadî” devrimi bir felsefedir. Bu felsefeyi yaygınlaştırmak ve yaşamsallaştırmak için çalışmalıyız.
Yarın: Jina Emînî bir direniş mirası bıraktı







