
Kayıp yakınlarından adalet çağrısı: Failler bulunsun
- 14:06 5 Nisan 2025
- Güncel
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları üç kentte devam ettikleri eylemlerinde, faillerden hesap sorulması gerektiğini vurgularken, adalet çağrısını yineledi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” şiarıyla Amed, Êlih ve Colemêrg’in Gever ilçesinde, bu hafta da eylemlerine devam etti.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, eyleminin 843’üncü haftasında, Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eylemde, gözaltında zorla kaybedilenlerin ve faili meçhul saldırı sonucu katledilenlerin fotoğraflarından oluşan pankart açıldı. Yine, kayıpların resimlerinin olduğu dövizler katılımcıların ellerinde yer aldı.
Bu hafta, Amed’de 4 Nisan 1994 tarihinde gözaltında kaybedilen TÜM SAĞLIK-SEN kurucuları arasında yer alan Necati Aydın'ın failleri soruldu.
‘Mücadeleleri bizlere ışıktır’
Açıklamaya SES Amed Şubesi üyeleri de katılırken, SES Şube Eş Başkanı Yıldız Ok Orak ise Necati Aydın’ın onursal başkanları olduğunu söyledi. Onların ödedikleri bedellerle sendikal mücadeleyi sürdürdüklerini söyleyen Yıldız Ok Orak, onların mücadelesinin kendilerine ışık olduğunu ve toplumsal barış için faillerin bulunmasını istediklerini belirtti.
Necati Aydın’ın hikayesini İHD Kayıp Yakınları Komisyonu üyesi Fırat Akdeniz okudu. Fırat Akdeniz, 1964 yılında Amed’in Bismil ilçesi doğumlu olan Necati Aydın’ın, 1982 yılında Keçiören Sağlık Meslek Lisesinden mezun olduğunu belirtti. Fırat Akdeniz hikayenin devamında şu ifadelere yer verdi: “TÜM SAĞLIK-SEN kurucuları arasında yer alan Necati Aydın, aynı zamanda Diyarbakır Sağlık-Sen kuruluş yönetiminde yer alır ve ilk Şube Başkanı olarak görev yapar. Sendikal örgütlenmede aktif rol alan Necati Aydın’ın aynı zamanda toplumsal mücadele alanına da ciddi katkıları olur. Necati Aydın, sendikal mücadelede aktif kimliğinden dolayı üç kez gözaltına alınır. Her gözaltı esnasında ağır işkencelere maruz kalır. 1992 yılında gözaltına alındıktan sonra gördüğü ağır işkenceler sonucu ‘böbrek ezilmesi’ teşhisiyle Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde uzun bir süre tedavi görür. 1993 yılında ise Çorum’a sürgün edilir.
Mahkeme serbest bıraktı ama polisler bırakmıyor
27 Mart 1994 tarihinde Amed’de bir akrabasında misafir olarak kalan Necati Aydın ve eşi, misafir olarak kaldıkları evde, ev sahipleri ve evde bulunan 5 yaşındaki çocuk dahil kolluk kuvvetleri tarafından eve yapılan baskında gözaltına alınır. Olaydan dört gün sonra, Necati Aydın’ın eşi ve beraberinde gözaltına alınanlar serbest bırakılır. Necati Aydın ise 4 Nisan 1994 günü sabah saatlerinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM) götürülür. Aydın, o gün duruşma salonunda gördüğü tanıdık avukatlara ‘Beni mahkeme serbest bıraktı ama polisler bırakmıyor’ der. Serbest bırakıldığı halde o gün adliye kapısında saatlerce bekleyen ailesi ve akrabaları dahil hiç kimse Necati Aydın’ın adliyeden çıktığını görmez ve o günden sonra bir daha Necati Aydın’dan haber alınamaz.
İki kişiyle birlikte tarlada bulundu
Necati Aydın’ın ailesi, 5 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır Savcılığına başvurarak bilgi almak istemişse de aileye ‘Necati Aydın’ın serbest bırakıldığı’ bilgisi veriliyordu. Akabinde ailenin avukatı savcı ile görüşme yapar ancak savcılık makamı da Necati Aydın için ‘muhtemelen örgüte katılmaya gitti’ cevabını verir. Aile, 8 Nisan 1994 tarihinde savcılıkla yaptığı görüşmede ise ön kapı dışında sadece polislerin kullanabildiği tek bir arka kapı olduğu cevabı verilmiş ancak Savcılık yine Necati Aydın’ın akıbetine ilişkin bilgi vermez. Necati Aydın’ın cenazesi 9 Nisan 1994 günü Farqîn (Silvan) yolu üzerinde, Kâğıtlı Jandarma Karakolu yakınlarında iki kişiyle birlikte bir tarlada bulunur. Necati Aydın’ın cenazesi Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne getirilir. Yapılan otopsi işlemi sırasında, vücudunda birçok işkence ve darp izleri olduğu, ensesinden tek bir kurşunla öldürülmüş olduğu tespit edilir.
AİHM Türkiye’yi mahkûm etti
Necati Aydın’ın ailesi, iç hukukta bir sonuç elde etmeyince dava dosyasını AİHM’e taşır. Yapılan başvuru sonucunda AİHM, ‘yaşam hakkına müdahale etmek, olguların belirlenmesinde tüm olanakları sağlama yükümlülüğünü ihlal etmek, etkin soruşturma yürütmemek ve öldürülmeden önce işkence yapmak’ suçlarından Türkiye’yi mahkûm eder. Daha önemlisi ise Türkiye’nin AİHM’e yardımcı olmamasından dolayı sözleşmenin 38’inci maddesinden ayrıca mahkûm eder.
İtiraf edildi
İtirafçı ve JİTEM elemanı olan Abdulkadir Aygan, 2004 yılında Özgür Gündem gazetesinde yer alan röportajında, emniyetten gelen bilgi üzerine DGM tarafından serbest bırakılacak olan Sağlık-Sen Diyarbakır Şubesi’nin üç üyesi Necati Aydın, Mehmet Ay ve Ramazan Keskin’i adliye çıkışında aldıklarını, yapılan sorgularının ardından Silvan yolunda bir araziye götürdüklerini anlatır. Açıklamalarının devamında ise ‘Gözleri kapalı olan gençlerin ellerini arkadan bağladıklarını, yan yana diz çöktürdüklerini ve komutan Abdülkerim Kırca tarafından enselerinden birer el ateş edilerek infaz edildiklerini’ itiraf eder.
Asla vazgeçmeyeceğiz
Binlerce insanımız bu ülkede gözaltında kaybedilmesine rağmen bu suç yok sayıldı ve derin bir sessizlik ve suskunlukla karşılandı. Gözaltında kaybetmeler, adalet sistemi eliyle cezasız bırakıldı. Diğer ağır hak ihlallerinde olduğu gibi, gözaltında kaybetmelerde de hakikatin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanmasına yönelik politikalar hayata geçirilmedi. Aksine AİHM’in de işaret ettiği gibi Türkiye’de cezasızlık, bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulandı. Bizler, hak savunucuları olarak; kaç yıl geçerse geçsin, Necati Aydın için, tüm kayıp ve siyasi cinayetlere kurban gidenler için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.”
Eylem, oturma eylemiyle sona erdi.
Êlih
Êlih’te İHD ve kayıp yakınları, eylemlerinin 679’uncu haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı sıra sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Bu hafta, Êlih’te 2 Nisan 1994 tarihinde kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mahmut Demirel’in akıbeti soruldu.
İHD Şube Yöneticisi Melek Atalay, Mahmut Demirel’e ilişkin kardeşi İbrahim Demirel tarafından kaleme alınan metni şu şekilde paylaştı: “Abim Mahmut Demirel, 1965 doğumlu idi. Şoförlük yapıyordu. Batman merkezinde ‘Çarşı-İpragaz şehir içi hattı’nda çalışıyordu. 2 Nisan 1994 tarihinde, kimlikleri belli olmayan şahıslar tarafından kaçırıldı. Aradan 31 yıl geçmesine rağmen kendisinden, ölü ya da sağ olduğuna dair hiçbir bilgi alamadık. Abim, evli ve çocuk sahibiydi. Evine ve çocuklarına çok bağlıydı. Evinden işine, işinden evine gider gelirdi.
Abim Mahmut kaybolduktan sonra, ailece akıbetiyle ilgili araştırma yaptık. Topladığımız bilgileri bir dilekçeyle Batman Cumhuriyet Savcılığı’na ve Emniyet Müdürlüğü’ne başvurduk. İfadelerimiz alındı. Ne var ki bugüne kadar bize bilgi verilmedi. O gün bugündür, ailenin bütün fertlerinin gözleri yollarda kaldı. 31 yıldır, acılarımız dinmedi, yüreğimizdeki ateş sönmedi. ‘Ateş düştüğü yeri yakar.’ Bizim yüreğimiz yandı. Başkalarının yüreği yanmasın. 31 yıldır evimizde bayram yapmadık, yüzümüz gülmedi. Abimin hasretiyle yattık, O’nun hasretiyle kalktık... Hâlâ da umutlarımızı yitirmedik, yitirmek de istemiyoruz. Belki de kapımızı çalan biri o olabilir diye bekliyoruz. Acı çeken bir kardeş olarak, tüm vicdan sahibi kişilere sesleniyorum: Kimin elinde bilgi veya belge varsa bize, İHD’ye ya da sorumluluk sahibi bir kuruma iletsin. Abim sağ ise nerede olduğunu; ölmüşse nereye gömüldüğünü söylesinler.”
Biz insan hakları savunucuları olarak, geçmişte faili meçhul cinayetlere kurban giden, gözaltında zorla kaybedilen ve günümüzde yine sokak ortasında infaz edilen, sebepsiz yere gözaltına alınıp zindanlara atılan insanlarımızın hesabı sorulmadıkça, failleri bulup yargılanmadıkça bu alanları terk etmeyeceğiz.”
Hikâyenin okunmasının ardından oturma eylemi yapıldı.
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 169’uncu haftasında Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı'nda bir araya geldi. Eylemde, "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartı ile kayıpların fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde, Yalova'da gözaltına alınarak kaybedilen Zeki Altunbaş’ın akıbeti sorularak faillerin yargılanması istendi.
İHD Colemêrg Şubesi yöneticilerinden Ozan Akbaş, Zeki Altunbaş’ın Yalova'da Sosyalist Gençlik Birliği Derneği'nin kurucularından olduğunu ve derneğin başkanlığını yaptığını dile getirerek, Altunbaş’ın 12 Eylül darbesinin ardından gözaltına alınarak kaybedildiğini belirtti.
Zeki Altunbaş’ın hikâyesine değinen Akbaş şöyle devam etti: “Altunbaş, 18 Nisan 1981 tarihinde askerlik yaptığı Çanakkale Er Eğitim Alayı’nda gözaltına alınıp Yalova'ya getirildi. Yalova Emniyet Müdürlüğü'nde işkenceyle sorgulandı. 25 Nisan 1981 tarihinde, eski bir davası olduğu gerekçesiyle Yalova Emniyeti’nden İstanbul Selimiye Kışlası'ndaki Sıkıyönetim Mahkemesi’ne götürüldü. Aynı gün mahkeme dönüşünde, Yalova-Kartal arabalı vapurunda elleri kelepçeli bir haldeyken kendisine eşlik eden 2 asker ve 2 polisin arasında kaybolduğu iddia edildi.”
Polisler tarafından o dönem tutulan kayıp tutanağına dikkat çeken Ozan Akbaş, şu ifadeleri kullandı: “Tutanakta, Altunbaş’ın arabalı vapurdaki tuvalete girdiği ve bir daha çıkmadığı yazıldı. Bu iddia karşısında aile, arabalı vapurda incelemede bulundu; görevlilerle ve aynı seferde seyahat eden bazı yolcularla konuştu. Zeki’nin asker ve polis eşliğinde vapurda olduğunu görenler vardı ama onun denize atladığına tanık olan yoktu. İnceleme sonrasında aile, 188 cm boyunda ve 80 kilo ağırlığındaki Zeki Altunbaş’ın, yaklaşık 30 cm’lik tuvalet penceresinden, üstelik elleri kelepçeli halde denize atlamasının imkânsız olduğunu açıkladı. Baba Tahsin Altunbaş, Çanakkale ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlıkları başta olmak üzere tüm ilgili makamlara başvurdu. Ancak ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı; dosya, 2011 yılında Yalova Cumhuriyet Savcılığı tarafından zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlandırıldı. Baba Tahsin Altunbaş, 11 yıl boyunca oğlundan bir iz bulmak umuduyla Marmara Denizi’nden çıkma ihtimali olan tüm cesetleri teşhis etmek üzere Türkiye’nin her yerine gitti.”
‘Hak ihlalleri cezasız bırakılmasın’
Zeki Altunbaş’ın gözaltında kaybedilişinin 44’üncü yılında, dosyasında maddi gerçeğin açığa çıkarılması talebinde bulunan Ozan Akbaş, son olarak şöyle konuştu: “Bu suçun faillerinin cezalandırılması için adli ve siyasi makamları göreve çağırıyoruz. Artık yeter! Ağır hak ihlallerinin cezasız bırakılması, bu ihlallerin gerçekleşmesini mümkün kılan koşulların desteklenmesi anlamını taşır. Kayıplarımızın faillerinin cezasız kalmaması için devlet cezasızlık politikasına son vermelidir. Kaç yıl geçerse geçsin, Zeki Altunbaş için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”
Açıklamanın ardından eylem, oturma eylemiyle son buldu.