TJA’lı Didem Nur Acabey: Çağrı umut ışığı oldu

  • 09:03 28 Mart 2025
  • Güncel
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısını en çok kadınların sahiplendiğini ve bu çağrının kadınlara “umut ışığı” olduğunu belirten TJA aktivisti Didem Nur Acabey, “Kadınlara, gençlere, topluma ve geleceğe yapılmış bir çağrıdır" sözleriyle asrın çağrısının karşılık bulması için herkesin sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yankısı hala sürüyor. 23 Ekim 2024 tarihinde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Riha (Urfa) Milletvekili Ömer Öcalan ile görüşme gerçekleştirildi. Bu görüşmenin hemen ardından, DEM Parti İmralı Heyeti İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile 3 görüşme gerçekleştirdi. İmralı heyeti 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşmede, Abdullah Öcalan’ın göndermiş olduğu mesaj, dünya kamuoyu ile eş zamanlı olarak paylaştı. Sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri, kadınlar ve yurttaşlar gelen çağrıyı sahiplenirken devletten yana henüz somut bir adım atılmış değil. Başta kadınlar olmak üzere her kesimden yurttaş, devletin bir an önce yapılan bu çağrıya somut bir adım atması gerektiğini vurguluyor.
 
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Didem Nur Acabey, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nı değerlendirdi.  
 
‘Çağrıyı en çok kadınlar sahiplendi’
 
Çağrının tüm toplumda büyük bir etki yarattığını anımsatan Didem Nur Acabey, çağrının büyük bir umut ışığıyla karşılandığını kaydetti. Didem Nur Acabey, “Çok uzun zamandır gasp rejimi, tecrit rejimi olarak adlandırdığımız karanlık süreçlerden geçen bir Türkiye var.  2023 yılının güz aylarında başlayan ‘Abdullah Öcalan özgürlük Kürt sorununa demokratik çözüm’ kampanyası küresel anlamda toplumsallaştı karşılık buldu.  Son 10 yıldır sürekli derinleşen mutlak tecrit rejimi vardı. Ve bu mutlak tecrit rejimi dediğimiz süreçte, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a hiçbir şekilde ulaşamadığımız, sesini duyamadığımız, konuşmadığımız bir süreçti. Ailesi ve avukatlarının dahi ulaşamadığı bir süreçten geçtik. Türkiye'nin her yerinde adaletsizliğin derinleştiği, şiddet politikalarının derinleştiği bir sistem inşa edildi.  Bu mutlak tecrit sistemi en çok ta kadınların yaşamını etkiledi. Çünkü kadınlar, yaşam alanı bulamadığı, yeşermediği, kendini ifade edemediği bir pozisyonda.  Bu çağrı bundan dolayı en çok kadınların umut ışığı oldu.  En çok kadınlar bu çağrıyı sahiplendi” dedi.
 
‘Bu çağrı en çok kadınların kendini bulduğu bir çağrı oldu’
 
Çağrının toplumsallaşabilmesi için herkesin sorumluluk alması gerektiğini ifade eden Didem Nur Acabey, “Bu çağrının karşılık bulmasını sağlayabilirsek asrın çağrısı, asrın barışı-asrın çözümü olacaktır” şeklinde belirtti. Yapılan çağrıya yönelik devletin hala olumlu bir adım atmadığını tan aksine şiddet politikasının devam ettiğini anımsatan Didem Nur Acabey, sözlerine şunları ekledi: “Kürdistan’da özel savaş politikalarının ve psikolojik savaşın derinleştirildiği bir coğrafya için bu çağrının anlamı çok daha büyük. Bu çağrı kadınlara, gençlere, topluma ve geleceğe yapılmış bir çağrıdır. Özgür yaşam noktasında kadınların daha çok sahiplenmesi, daha çok kendini gördüğü bir çağrı. O yüzden kadınların geleceğe dair, gençlerin geleceğe dair bu topraklarda yeşerebildiği yeniden özgür yaşamı inşa edebildiği demokratik zeminlerin oluşturulması gerekiyor. Bu demokratik alanlar yaratılmadığında her gün kadın katliamlarına devam ettiği, erkek ve devlet şiddetinin derinleştiği anlamına geliyor. Kadınlar böyle bir dünyayı istemiyor. Kadınlar özgürleşme ve yaşam mücadelesi yürütüyor. Bu yüzden ‘Barış ve Demokratik Toplum' çağrısı en çok kadınların kendini bulduğu bir çağrı oldu.” 
 
‘Anneler, kadınlar, gençler adaleti bulamadı’
 
Didem Nur Acabey şöyle devam etti: “Kapitalist modernite özellikle son 200 yılında, Türkiye Cumhuriyeti özelinde son 100 yılda tüm halklar, kadınlar ve gençler için tam anlamıyla bir köleleştirme sistemi üzerinde ilerliyor. Kapitalist sistem kendini örgütlerken köleleştirerek kendi varlığını, kimliğini, sesini, duruşunu, rengini yok eden inkar ve imha eden bir sistemi örgütlemeye çalışıyor. Ve Türkiye’de kadınların, Kürtlerin, halkların, Lazların, Çerkezlerin olmadığı bir cumhuriyet kuruldu. Bu 100 yıllık cumhuriyette, anneler, kadınlar, gençler adaleti bulamadılar.  Köleleştirmenin ve soykırımın her şekline maruz kalan bir gerçeklik var.  Ve bu gerçekliği aşmak, var olmak ve doğuş için yürütülen bir özgürlük mücadelesi var. Bu özgürlük mücadelesi ise en çok Kürt kadınlarının varlık yokluk mücadelesiydi. Biz köle olmak istemiyoruz ve köle yaşamı kabul etmiyoruz deme mücadelesiydi. Özgür olmayan bir yaşam, yaşam değildir. Yaşamın savaşmaktan daha zor olduğu bir coğrafya da yaşıyoruz. Ve bugün o bu topraklarda 50 yıldır yürütülen mücadelenin farklı bir paradigma ile tüm topluma verilmiş bir çağrıyla karşılık bulduğunu görüyoruz. Biz bu imha yaşamı, soykırımı ve bu karanlığı kabul etmiyoruz çağrısıdır."
 
Adalet mücadelesi!
 
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın tüm halklar açısından yeni bir yaşamı mümkün kılacağını paylaşan Didem Nur Acabey, “Tüm kadınlar ve tüm halklar kendini bu çağrıda bulmalı” diye belirtti. Bu çağrının sadece Kürt halkına yapılmadığını ezilen tüm halklara yapılan bir çağrı olduğunun altını çizen Didem Nur Acabey, konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Kürt özgürlük hareketinin ve Kürt kadınların 50 yıldır süren bir mücadelesi var. Ama bu mücadele sadece kendisini kapsayan bir mücadele değil bir demokrasi mücadelesidir.  Bu, aynı zamanda bir adalet mücadelesi bir sistem mücadelesidir. Bu çağrının ses bulması ve nefes bulması için herkesin çaba sarf etmesi gerekiyor. İşte o zaman asrın çağrısı asrın barışı olacak asrın çağrısı çözümü olacaktır. Bu anlamda demokratik anayasal düzenlemelerin olmasını bekliyoruz.  Kadınlarla, gençlerle, STK’larla, tüm çevrelerle belirli komisyonlar ve alanlar oluşturarak demokratik anayasa haklarının temellerinin oluşturulup hayata geçirilmesi gerekiyor. Tüm halkların demokratik toplum inşasında birebir kendisini özne gördüğü, kendisini sorumlu gördüğü ve geleceğini sorumlu gördüğü bir noktada sahiplenmesi gerekiyor.”