Türkiye’nin Suriye hedefi: HTŞ’yi elde tutmak, hakimiyet kurmak

  • 09:01 30 Ağustos 2025
  • Güncel
 
Derya Ren
 
HABER MERKEZİ - Türkiye’nin Kürt fobisi her geçen gün farklı boyutlar kazanırken, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yaklaşımı aynı zamanda iç siyaseti de belirleyen bir unsur haline geliyor.
 
Baas rejiminin zayıflamasıyla birlikte Suriye’de HTŞ öncülüğünde kurulan geçici hükümet, milliyetçi, dinci ve cihatçı politikalarını giderek derinleştiriyor. Bu tekçi zihniyete karşı Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi büyük bir mücadele yürütüyor. Türkiye ise Özerk Yönetime karşı izlediği yok sayma politikasını sürdürürken, cihatçı grupları hem bölgesel hem de küresel güçlere karşı elinde bir koz olarak tutuyor.
 
Türkiye’nin Suriye politikası
 
Türkiye’nin dış siyaseti, iç politikadaki yönelimleri belirlerken, Suriye politikası da uzun süredir hem bölgesel hem de küresel ölçekte tartışma konusu. Bu politikanın temel belirleyeni, Türkiye’nin Kürt meselesine yaklaşımıdır.
 
Türkiye’nin Şam’a müdahalesi
 
Türkiye, Özerk Yönetimi tanımadığı gibi, onunla temasa geçen güçlere karşı da sert bir tutum alıyor. HTŞ, DAİŞ ve diğer cihatçı grupları bir tehdit unsuru olarak öne sürerken, aynı zamanda bu gruplar üzerinden Şam üzerindeki etkisini artırıyor. Baas rejiminin çöküşünden sonra HTŞ’li Ahmed El Şara başkanlığında kurulan geçici hükümete Türkiye’nin doğrudan yön verdiği biliniyor.
 
Türkiye’nin ulusal ve uluslararası platformlarda yaptığı açıklamalar, kritik süreçlerde Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretler ve anlaşmalar, bu müdahaleyi açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu strateji, bölgede güvenlik zafiyetlerini, insani krizleri ve siyasi karmaşayı derinleştiriyor.
 
Özerk Yönetime karşı politikalar
 
Türkiye’nin Kürtlere yönelik yok sayıcı yaklaşımı, barış sürecinin önündeki en büyük engellerden biri. Suriye’de iç savaşın başından itibaren Kürtlerin özerklik kazanmasını engellemek Ankara’nın temel önceliği oldu. Bu yaklaşım, uluslararası çözüm önerilerini boşa düşürürken yerel gruplarla barışçıl bir uzlaşının önünü de tıkadı.
 
Paris görüşmeleriyle birlikte Ahmet El Şara kabinesindeki bakanların Türkiye ile imzaladığı anlaşmalar, Ankara’nın Suriye’deki nüfuzunu dolaylı da olsa resmileştirdi.
 
Türkiye kimlikli çeteler
 
Türkiye’nin Suriye’deki varlığı çoğunlukla dolaylı olsa da, Alevilere yönelik katliamlarda Türkiye’de eğitim gören bazı grupların yer aldığı basına yansımıştı. Ayrıca HTŞ’nin “zap edilemeyen gruplar” olarak tanımladığı kimi çetelerin Türkiye kimliği taşıması da dikkat çekiyor.
 
Ankara, “Suriye’nin iç işlerine karışmıyoruz, hedefimiz sınır güvenliği” söylemini öne sürse de esas hedef, Kürtlerin ve diğer halkların Kuzey ve Doğu Suriye’de statü kazanmaması. Bununla birlikte Arap milliyetçiliği yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.
 
Türkiye ne yapacak?
 
Kaynaklardan alınan bilgilere göre Suriye’nin kıyı kentlerinde kaçırılan Alevi kadınların Kilis ve Antep üzerinden Türkiye’ye geçirilmeye çalışıldığı iddiaları gündemde. Ayrıca Türkiye’nin önümüzdeki aylarda Suriye hükümetini elinde tutmak için yeni hamleler geliştireceği öngörülüyor.
 
Türkiye’nin Kürtlere karşı sert pozisyonunu sürdürmesi, ülke içindeki tıkanmayı ve ekonomik krizi daha da derinleştiriyor. Bunun yanında ABD’nin Suriye’ye yaklaşımı ve İsrail’in saldırıları, Ankara’yı yeni tercihler yapmaya zorlayabilir. Türkiye’nin bundan sonraki adımları, Suriye’deki dengelerin seyrini belirleyecek.