Riha’daki çalıştayın sonuç bildirgesi paylaşıldı

  • 18:57 11 Ocak 2026
  • Güncel
RIHA- "Kendimizi ve kentimizi yönetmek: Kentte demokrasi ve toplumsal barış" şiarıyla gerçekleşen çalıştayın sonuç bildirgesinde, “Toplumsal kesimlerin tümünü, barışı edilgen bir beklenti olarak değil; hak, adalet ve demokrasi temelinde birlikte inşa edilecek bir gelecek olarak sahiplenmeye çağırıyoruz” denildi.
 
Riha'da Emek ve Demokrasi Platformu tarafından "Kendimizi ve kentimizi yönetmek: Kentte demokrasi ve toplumsal barış" şiarıyla düzenlenen çalıştayın sonuç bildirgesi açıklandı. Tahir Elçi Konferans Salonun’da okunan sonuç bildirgesini, Riha Tabip Odası Sekreteri Derya Bulgur okudu.
 
‘Kalıcı çözüm toplumsal yaklaşımla mümkün'
 
Çalıştayın, Türkiye’nin çatışma, inkâr, güvenlikçi politikalar ve demokratik gerileme ekseninde biriken siyasal ve toplumsal sorunlarının yeniden tartışılmaya başlandığı kritik bir tarihsel eşikte yapıldığını belirten Derya Bulgur, “Ülkenin yakın dönem siyasal gelişmeleri, Kürt sorunu başta olmak üzere birçok temel meselenin silahlı, güvenlikçi ve merkeziyetçi yöntemlerle çözülemeyeceğini; kalıcı ve onarıcı bir çözümün ancak demokratik, katılımcı ve toplumsal temelli bir yaklaşımla mümkün olabileceğini bir kez daha ortaya koymuştur” dedi.
 
İki gün boyunca gerçekleştirilen çalıştayda, siyasetçiler, akademisyenler, hukukçular, yerel yöneticiler, kadın örgütleri, emek ve meslek örgütleri, insan hakları savunucuları ve farklı sivil toplum temsilcilerinin bir araya geldiğini kaydeden Derya Bulgur, “Barışın toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını çok yönlü biçimde ele almıştır. Çalıştayda yürütülen tartışmalar, dile getirilen değerlendirmeler ile ortaya çıkan tespit ve öneriler doğrultusunda hazırlanacak kapsamlı çalıştay raporu önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacaktır. Bu tarihsel bağlamda çalıştay, barış tartışmalarının yalnızca merkezi siyasal aktörler arasında yürütülen dar müzakere alanlarına sıkıştırılmasına karşı, barışın gerçek muhatapları olan halkların, kentlerin ve yerel toplumsal dinamiklerin sürece doğrudan katılımı gerekliliğinden hareketle gerçekleştirilmiştir. Barışın, soyut bir siyasal söylem değil; kentlerde demokrasi, adalet, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam temelinde yeniden inşa edilmesi gereken toplumsal bir süreç olduğu vurgulanmıştır” diye konuştu.
 
‘Kadın özgürlüğüyle kalıcı barış olur'
 
Çalıştayda yapılan değerlendirmeler sonucunda barışın uzun yıllardır güvenlikçi ve çatışmacı bir eksene sıkıştırıldığının tespit edildiğini söyleyen Derya Bulgur, “Adalet, eşit yurttaşlık ve demokratikleşme boyutlarının dışlandığı bu yaklaşımın barışı kalıcı hale getiremediğini ortaya koymuştur. Barışın, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği ortak bir tespit olarak öne çıkmıştır. Güvenlikçi ve merkeziyetçi kentsel müdahalelerin kentlerin tarihsel, kültürel ve toplumsal dokusunu tahrip ettiği; Diyarbakır Sur örneğinde olduğu gibi yıkım ve yeniden inşa politikalarının kent hafızasını silerek toplumsal barışı zedelediği ifade edilmiştir. Kentlerin yeniden inşasında halkın katılımını esas alan, tarihsel dokuya saygılı ve onarıcı bir kentsel planlama anlayışının gerekliliği vurgulanmıştır. Barış süreçlerinin toplumsallaştırılmamasının önemli bir yapısal sorun olduğu; halkın, kadınların ve yerel dinamiklerin dışlandığı süreçlerin kırılgan kaldığı belirtilmiştir. Bu nedenle barışın, yerel forumlar ve katılımcı mekanizmalar aracılığıyla toplumsallaştırılması gerektiği ifade edilmiştir” ifadelerini kullandı.
 
Çalıştayda kadınların barışın inşasında merkezi bir role sahip olmasına rağmen karar alma süreçlerinde yeterince yer almadığını dile getiren Derya Bulgur, konuşmasına şöyle devam etti; “Kadın özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan kalıcı barışın mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Eşit yurttaşlık ilkesinin inkâr ve ayrımcılık politikalarıyla zedelendiği; dil, kimlik ve inanç farklılıklarının tanınmasının demokratik barışın temel koşulu olduğu ifade edilmiştir.
 
Yerel demokrasinin zayıflatılması ve kayyım uygulamalarının halk iradesini gasp ettiği, kentlerde yoksulluğu ve göçü artırdığı tespit edilmiştir. Kayyım uygulamalarına son verilmesi ve yerel yönetimlerin halk iradesine dayalı biçimde güçlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
 
Barış ile adalet, hakikat ve cezasızlık arasındaki kopukluğun barışın önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulanmıştır. Geçmiş ve güncel insan hakları ihlallerinin cezasız kalmasının toplumsal güvensizliği derinleştirdiği; hapishanelerdeki hak ihlallerinin barış söylemiyle çeliştiği ifade edilmiştir. Hakikat ve adalet mekanizmalarının kurulmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.
 
Bölgesel ekonomik geri bırakılma, yatırım eksikliği, yoksulluk ve güvencesiz çalışmanın özellikle Urfa’da toplumsal barışı zedelediği tespit edilmiştir. Barış sürecinin, bölgesel eşitsizlikleri gidermeyi hedefleyen kamusal yatırım ve sosyal adalet politikalarıyla desteklenmesi gerektiği ifade edilmiştir.”
 
‘Güvenlikçi yaklaşımlardan vazgeçin'
  
Çalıştaydan çıkan en temel sonucun barışın merkezden dayatılan kapalı süreçlerle değil; yerelden beslenen, toplumun doğrudan katılımıyla güçlenen ve demokratik meşruiyetini halktan alan bir anlayışla inşa edilmesi gerektiği olduğunun altını çizen Derya Bulgur, “Bu doğrultuda çalıştay, barışın edilgen bir beklenti değil; aktif, ısrarlı ve kolektif bir toplumsal mücadele alanı olduğunu ortaya koymuştur. Barışın gerçek güvencesi, halkların iradesi, örgütlü toplumsal katılım ve demokratik denetimdir. Bu nedenle barış sürecinin, yalnızca siyasal aktörlerin inisiyatifine bırakılmaması; sivil toplumun, kadınların, emekçilerin, gençlerin ve yerel dinamiklerin sürecin asli özneleri haline getirilmesi hayati önemdedir. Bu kapsamda Tüm siyasal aktörleri, barış sürecini samimiyet, şeffaflık ve demokratik ilkeler temelinde yürütmeye; güvenlikçi ve vesayetçi yaklaşımları terk etmeye, halk iradesini esas alan demokratik çözümler üretmeye davet ediyoruz. Yerel yönetimleri, kentlerde katılımcı, eşitlikçi ve çoğulcu yönetim anlayışını güçlendirmeye; kayyım uygulamalarına karşı halk iradesini savunmaya çağırıyoruz. Sivil toplum örgütlerini, meslek odalarını, emek ve kadın örgütlerini barışın toplumsallaşması için daha güçlü bir dayanışma ve ortak mücadele zemini oluşturmaya davet ediyoruz. Toplumsal kesimlerin tümünü, barışı edilgen bir beklenti olarak değil; hak, adalet ve demokrasi temelinde birlikte inşa edilecek bir gelecek olarak sahiplenmeye çağırıyoruz” şeklinde konuştu.
 
Çalıştay sonuç bildirgesinin okunmasının ardından çalıştay sonlandı.