Tülay Hatimoğulları: Tehdit dili bölgeye barış getirmez, bu dilden vazgeçin
- 12:45 6 Ocak 2026
- Siyaset
ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye üzerinden "teslimiyet" çağrısı yapan iktidar ve MHP’ye seslenerek, “Kürt halkına ‘teslim ol’ demek ne kardeşliktir ne eşitlikten yana olmaktır. Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde çok önemli bir mesajı yayınlandı. MHP yöneticilerine sesleniyorum: Tehdit dili bölgeye barış getirmez” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu.
Sözlerine yaşamını yitiren gazeteci-yazar Hüseyin Aykol ve 4 Ocak 2016’da katledilen üç kadını anarak başladı. Tülay Hatimoğulları, “Hüseyin Hoca, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye Devrimci Hareketi ile buluştuğu bir kesişim noktasıydı. O sadece bir köprü değil, özgür basının da çınarıydı, emektarıydı. Onu saygıyla, minnetle anıyorum. Onu asla unutmayacağız. Yine 4 Ocak 2016’da Silopi’de katledilen Pakize Nayır, Seve Demir ve Fatma Uyar’ı saygıyla anıyorum. Onlar, Kürt kadın mücadelesinin ve özgür yaşamın korkmaz savunucularıydı” dedi.
2025'te demokrasinin daha çok tahrip edildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, hak ihlalleri, kadın katliamları, kayyımlar ve baskı politikalarıyla halkların karşı karşıya kaldığını söyledi. 6 Şubat depreminin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen yaraların hâlâ sarılamadığını da belirtti.
‘Sayın Öcalan çağrısıyla barış için büyük bir imkân sundu’
Yaşananlara rağmen 2025’e çok büyük bir umut sığdırdıklarını söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Sayın Öcalan yaptığı çağrıyla barış için büyük bir imkân sundu. PKK de çağrıya uyarak kendini feshetti, silahlı mücadele yerine demokratik mücadeleyi esas alacağını bütün dünya kamuoyuna duyurdu. Dünya şahittir. Kürt halkı ve özgürlük hareketi barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu. Bu duruşu da sürdürmektedir. DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik. Mücadeleyi ve müzakereyi bu eksen etrafında yürüttük. Meclis’te, bütün Türkiye kamuoyunun yakından takip ettiği üzere bir komisyon kuruldu. İktidar ve devlet 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı” diye konuştu.
‘Barış imkânı hukuki adımlarla karşılık bulmuyor’
Barışı ve demokrasiyi 2026'da eşzamanlı büyütmeyle karşı karşıya olduklarını söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Türkiye'de yaşanan temel sorun şu: Barış için ortaya çıkan tarihsel imkân somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. Barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclis’ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır. Partiler komisyona raporlarını verdi. Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı. Bundan sonra hızla yapılması gereken şey, ortak konsensüsle bir raporun açığa çıkmasıdır. Ortak rapor hazırlanırken kırmızı çizgiler dayatmak yerine, çözüme hizmet edecek bir perspektifle yazılmalıdır bu rapor” ifadelerini kullandı.
‘Demokratik entegrasyon yasası çıkarılmalı’
Devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları belirtti: “Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin farkındayız. Ama Komisyon, Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlü. Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Demokratik entegrasyon yasası çıkarılmalı. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Bunun için çalışmalıdır Meclis. İktidarın sorumluluğu süreci ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir. Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olabilmektir. Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. Ve bu süreç bölünme getirir diyorlar bunlar. Oysa tam tersine inkâr ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm, Türkiye halklarının birliğini güçlendirir.
Biz bu inançla, bu umutla ve bu kararlılıkla bu süreci bugüne kadar getirdik. Kadın özgürlük mücadelesinden ekolojiye, emekçilerin, yoksulların haklarından, gençlerin geleceğine kadar her alanda demokratik cumhuriyeti örme hedefiyle mücadele hattımızı hızla büyüteceğiz. 2026’daki mücadele hattımızın yoğunlaşacağı eksen tamamen bu eksen olacaktır.”
Ekonomi tarihin en büyük kriziyle karşı karşıya
2026 açlık yılı olacak. Ülkenin dört bir tarafı açlıkla, yoksullukla boğuşuyor. Türkiye ekonomisi tarihin en büyük krizleriyle karşı karşıya. AKP iktidarı ne yaparsa yapsın, politikaları dikiş tutmuyor. Emekliler tabutun üstüne "emekli" yazıp yürüyüş yaparken hangi soğuk rakamlarınız emeklinin sorununu çözebiliyor ki? Damat modeli çöktü. Türkiye ekonomi modeli de çöktü. Şimşek programı da çöktü ve bunun faturasını emekliler, emekçiler, yoksullar ödüyor. Asgari ücreti 28.075 TL yapmak, ülkenin yarısını açlığa mahkûm etmek demektir. Bu sefalet zammına karşı sadece kiralardaki artışa bakalım: %34,88. Bu komik ama acımasız zamlar TÜİK verilerine göre düzenlendi. Kamu emekçi sendikalarının deyimiyle rakamlar sahte, yoksulluk gerçek. İktidarın milyonlarca insana mesajı net: Siz açlıkla, sefaletle, yoksullukla boğulun. Rüzgar ekip fırtına biçen değil, buğday ekip ekmek üreten bir ülke istiyoruz. Barış ekip demokrasi biçen, adalet ve hukuk ekip refah ve mutluluk biçen bir ülke istiyoruz.
İç barış basit bir iyi niyet meselesi değildir
Emperyalizmin yeni paylaşım savaşları peşinde koştuğunun hepimiz farkındayız. Dünya ve bölgemiz çok büyük bir dönüşümün eşiğinden geçiyor. Dünyadaki jeopolitik manzaraya baktığımızda iç barışın, demokrasinin, adaleti sağlamanın neden önemli olduğunu çok daha iyi görebiliriz. Böyle dönemlerde içeride kavga eden ülkeler dışarıda savrulur. İç barış basitçe bir iyi niyet meselesi değildir. Türkiye halklarının güvenliği ve refahının sigortasıdır. Artık sadece Ortadoğu ve Afrika değil, Avrupa'da da Amerika kıtasında da her yer harp meydanı.
ABD'nin Venezuela’ya saldırıları, kullandığı yöntemler, uluslararası hukuku hepten tanımaması, 21. yüzyılda emperyalizmin gelebileceği sınırları göstermektedir.
ABD Grönland’ı, Kolombiya ve Küba'yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir
Venezuela'da yaşananlar uyuşturucuyla mücadele, narkoterör söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ama gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliği, özellikle Çin ve Rusya nüfuzunu kırmak, İran'a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD'nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görülmelidir. Yani hedef bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD, Grönland’ı, Kolombiya ve Küba'yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD'nin son ulusal güvenlik strateji belgesi, 200 yıl önceki Monroe doktrinine dönüşü işaret etmektedir. Latin Amerika yeniden arka bahçe olarak ilan ediliyor. Ne bir halkın egemenliğini hedef alan dış kuşatma kabul edilebilir, ne de bir halkı baskıya mahkûm eden bir yönetim anlayışı kabul edilebilir. Çözüm, ikisi de değildir.
Savaşı durdurmanın yolu enternasyonalist barış
Emperyalist güçlerin dünyayı 3. büyük savaşa sürükleme halini durdurmanın yolu, gerçek bir enternasyonalist barış hareketini örgütleyebilmekten geçer. Halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist bir örgütlenme ve mücadele dışında bir seçeneği yoktur. Böylesi bir mücadele, emperyalizmin zehrine karşı bir panzehir olabilir. Bizler Venezuela’yı, ABD’yi, Latin Amerika’yı konuşurken Ortadoğu yangın yeri olmaya devam ediyor. Yemen'de yıllardır süren çatışmalar dinmiyor. Körfez güçlerinin vekalet savaşı bu topraklarda açlığı, sefaleti ve ölümü üretmeye devam ediyor. Tarihi kanla yazılmış Somali’de bugün benzer bir senaryo devrede. Körfez'den gelen petro-dolar yeni iç çatışmaların yakıtı oluyor. Libya'da derin ayrışmalar var. Sudan'da Körfez’in petro-dolarlarıyla finanse edilen katliamlar hız kesmiyor. Artık Afrika’da, Ortadoğu’da, Asya’da bir bölgenin kaderini diğerinden ayırmak mümkün değil.
İran ve Türkiye içeride baskılara son vermelidir
İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti. Hakkı, hukuku sağlamıyor. Kadınlara saldırmaya devam ediyor. Milyonlarca insan açlıkla ve yoksullukla karşı karşıya ve hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda. Son protestolarda onlarca sivil katledildi. Yüzlercesi yaralı, binlercesi tutuklu. Saldırılar gittikçe yoğunlaşıyor. Daha vahimi gözaltılar sürerken tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Ve emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız. Bölgeyi yeniden dizayn etme hamlelerinin de farkındayız. Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa bu iki ülkenin atması gereken adımlar nettir: İçerideki baskılara son vermek. Halklarla barışmanız gerekiyor. Gerçek demokrasiyi ve özgürlükler alanını açmanız gerekiyor. Bu hakikat tüm Ortadoğu ülkeleri için geçerlidir.
Kürt halkına teslim ol demek ne kardeşliktir ne de adildir
Bu büyük kaos döneminde Suriye son derece kritik bir noktada duruyor. Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Algı yaratarak Arap Alevilerine dönük sistematik bir saldırı dalgası yürütülüyor. Suriye’de 2025 yılı ne yazık ki azınlıklara, farklı kimliklere dönük adeta bir pogrom yılı oldu. Bu gerçekler yaşanırken Suriye Demokratik Güçlerini, Kürtleri ve özerk yönetimde yaşayan halkları tehdit ediyorlar. ‘Teslim olun’ diyorlar. Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi, ırkçı yapısının farkında değil misiniz? Orada Dürzilere ve Alevilere dönük bu kadar capcanlı, dipdiri, hâlâ devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar? İşte bu gerçeklere rağmen Kürt halkına teslim ol demek ne kardeşliktir ne eşitlikten yana olmaktır. Bakın Kürtler size Rojava’dan buraya elini uzatıyor. Farklılıkları yok sayan Şam rejimini Kürt’e karşı öne sürmekten vazgeçin. Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde Suriye’ye yönelik çözüm, barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki: Bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç, tehditle, tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek bir süreç değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum: Tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli.
Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike IŞİD’dir
Geçici Şam yönetimi, özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmekti. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Ve Sayın Öcalan’ın dediği gibi, Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Suriye’de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye’nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye’ye de düşen görev, bu anlamıyla buna destek olmaktır. Bakın, Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike görülmeli. Esas tehlike IŞİD’dir. 10 Ekim Gar Katliamı, Suruç, Reyhanlı, Antep Düğün Katliamı ve daha nicesi, ve daha nicesi… Bakın hakkıyla soruşturulsaydı bugün IŞİD'in bu şekilde Türkiye’nin dört bir yanında üstlendiğini görmeyecektik. Bu engellenecekti ama bilerek ve isteyerek bunun önü açıldı. Bunun önünün bilerek ve isteyerek açıldığının da belgeleri mevcuttur. Mahkeme tutanaklarında, itirafçıların belgelerinde mevcuttur. Türkiye’de IŞİD örgütlenmesinin hortlaması, Suriye’deki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Kürtlere teslim olmayı dayatanlar, o bölgedeki IŞİD’in varlığını görmezden gelemez, ona göre tutum almalıdır.
Suriye’de Kürtleri tehdit etmek IŞİD’i cesaretlendirmektir
Suriye’de Kürtleri tehdit etmek IŞİD’i cesaretlendirmektedir. Ankara şunu görmeli: Kuzey ve Doğu Suriye, Türkiye için bir beka sorunu değil, IŞİD karanlığına karşı en güvenli duvardır. Bir gazete var ki adeta gerçekten darbe mekaniğini değirmenine su taşırcasına haber yapıyor. Nasıl bir barış ve çözümü bozarımın derdinde. Utanmadan ‘IŞİD’çileri SDG gönderdi’ diyor. Utanmayan, arlanmayan, yüzü kızarmayan bu haberci anlayışa ben sormak istiyorum. Bu haberi yapana da yaptırana da sormak istiyorum: Allah aşkına yaptığınız ya da yaptırdığınız bu habere siz inanıyor musunuz? Bir amaçla atıyorlar bu manşeti. Bütün dünya, asan, kesen, kelle uçuran, adeta kırk haramiler gibi Suriye ve Irak topraklarına hunharca dalan IŞİD nerede yenildi? Kobanê direnişinde yenildi. Rojava’da yenildi. İktidara ve dış politikaya yön verenlere buradan çağrımızdır: Türkiye’deki ve Suriye’deki IŞİD tehdidini önemseyin. IŞİD’in üstlendiği bölgeleri, eminiz ki MİT’in belgelerinde nerede ve nasıl örgütlendikleri mevcuttur. Bu konuda önlem alın. IŞİD’in panzehiri, Türkiye’de ve Suriye’de adil bir kardeşlik hukukunun tesis edilmesinden geçer. Bu panzehrin formülü de Türkiye’de yürüyen barış ve demokratik toplum sürecinin başarıya ulaşmasıdır.”







