‘Örgütlü karanlığa karşı kadın mücadelesini yükseltmeliyiz’

  • 09:01 12 Mart 2026
  • Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız 
 
İZMİR – Uzun süredir kızı Hifa İkra’nın, Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi fail Ayhan Şengüler tarafından cinsel saldırıya uğramasına karşı mücadele eden Fatma Nur Çelik ve kızının şüpheli ölümünden devlet kurumlarının sorumlu olduğunu belirten kadınlar, buna karşı örgütlü kadın mücadelesinin yükseltilmesi gerektiğini söyledi.  
 
Kürdistan ve Türkiye’de kadına ve çocuğa yönelik şiddetin gün geçtikçe artması sadece iktidarın cezasızlık politikalarıyla ilgili değil. Her alanda erkek akıl tarafından hedef alınan kadınlar ve çocuklar, faillerin arkalarını yasladığı zihniyetten ve güçten destek almaları sonucu katlediliyor, tacize ve tecavüze uğruyor. İktidarın beslediği, kadın ve çocuk düşmanı bu zihniyet, cezasızlık politikalarının da verdiği güçle adeta kadın ve çocuk kırımını örgütlüyor. Kadına ve çocuğa yönelik suçların adeta ödüllendirildiği bu düzende tarikatlar, cemaatler, aile içerisindeki erkekler tıpkı iktidarın halklara ve özellikle kadınlara karşı durduğu noktadan hareketle kendi iktidar alanlarını kuruyor. İktidar ise medyadan siyasi alana, toplumsal alandan evlere kadar, erkek egemenliğini örgütleyerek kadına ve çocuğa yönelik suçları teşvik ediyor.
 
Sayısız örneği olan bu durum, son olarak uzun zamandır Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler’in kızı Hifa İkra’yı üç yaşındayken cinsel saldırıda bulunmasına karşı adalet mücadelesi verirken şüpheli şekilde hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik ve kızının ölümüyle karşımıza çıktı.
 
‘Devlet teşvik ediyor’
 
Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra’nın şüpheli ölümünün, intihara sürüklenme ihtimalinde dahi katliam olduğunu ifade eden Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu Üyesi Ayşe Özdamar, “İşin acı tarafı kadın, ‘yaşam güvencem yok’ diyor. Bu ülkede adaletin olmadığını her vesileyle söylüyoruz ama kadınlar için, tüm kadınlar için adaletin olmadığı artık çok belirgin biçimde. Bu katliam, örtmeden, gizlemeden, ortalık yerde gerçekleşebiliyor ve onların adlandırılmasıyla çocuktan da kurtuluyor. Bir taraftan gazetelerde görüyoruz, hep Epstein dosyaları tartışılıyor. Peki bu ne? Farkları var mı? Yok. İki taraf da aynı şeyi yapıyor. Biri başka bir şey kullanıyor, bu vakıflar da sözde İslam'ı kullanıyor, ahlak diyor. Epstein dosyalarında yaşananlardan, gördüklerimizden hiç farklı bir durum değil. Devlet de gözlerini açmış seyrediyor. Yani bence teşvik etmektir bu” dedi.
 
‘Çocuk yaşta evlilikler, eğitim sistemiyle bağlantılı’
 
Türkiye’de çocuk yaşta evliliklerin önünün açılmasının eğitim sistemiyle de bağlantılı olduğunu söyleyen Ayşe Özdamar, “Dışarıdan eğitim adı altında, evden eğitim denilen şeyin gündeme gelmesiyle özellikle kız çocukların okula gitme oranının düştüğünü biliyoruz. Peki bu çocuklar ne oluyorlar? Erken yaşta evlendiriliyorlar. Yani biz bu tür vakıfların, basının yakaladığı kısmı görüyoruz ama görmediğimiz çok şey var ve devlet de aslında çıkardığı yasalarla dolaylı olarak ya da seyrederek dolaysızca bunları destekliyor” şeklinde konuştu.
 
‘Sorumlu olan kişi ve kurumlar, sorumluluğu üzerlerinde attı’
 
Denizli Kadınlar Birlikte Güçlü Platformundan Elif Kavili de Fatma Nur Çelik’in bir süre önce 5 Mayıs'a kadar hayatta kalabileceğini düşünmediğini, ölüm tehditleri aldığını tüm kamuoyu ile paylaştığını hatırlatarak, “Bu ülkede kadınlar ve çocuklar göz göre göre öldürülüyorken bundan sorumlu olması gereken kişiler, kurumlar pişkince sorumluluğu üzerinden atabiliyor. Fatma Nur Çelik 3 yıldır sesini duyurabildiği her alanda, adalet arayışını sürdürdü, yetmedi sesini duyurabilmek için son süreçte adliye önünde nöbet tutmaya başladı. Tüm bunlara rağmen fail Aydın Şengüler hakkında iddiaları doğrulayan raporlar olduğu halde, dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşmasına müsaade edildi. Bu da yetmezmiş gibi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yalan söylemeye devam etti. Fatma Nur'un kızı ile ilgili tedavi sürecini reddettiğini söylediler. Artık bu yalanlara karnımız tok. Aksine Fatma Nur Çelik, çocuğuna nitelikli ve erişilebilir bir tedavi sağlanması için uzun süre ciddi çaba sarf etti. Ancak kamu otoriteleri tarafından sunulan sağlık hizmetleri, evden çıkamayacak halde olan bir çocuk için yatılı tedavi ya da evden sağlık hizmeti vermek yerine, ayaktan tedavi randevusu verilmesi gibi fiilen yararlanılması mümkün olmayan uygulamalarla bu sürece adete bir barikat kurdu” diye belirtti.
 
‘Tarikatlar ve cemaatler, hukukun ve yaşam hakkının önüne geçti’
 
Fatma Nur Çelik’in evine gelen kurum yetkililerinin üstü kapalı bir şekilde, "Çocuğunu elinden alırız" tehditlerini unutmayacaklarını dile getiren Elif Kavili, “Kadınların ve çocukların şiddetten ve istismardan korunmasını sağlamakla yükümlü bakanlığın, kadınları suçlamasını asla kabul etmiyoruz. Şiddetin, istismarın, kadın cinayetlerinin yargı eliyle aklanmasının, kadın ölümlerinin sanki bir sistem sorunu değilmiş gibi ‘intihar’ denilerek üstünün kapatılmasının hesabını soracağız. Bir kez daha görüyoruz ki tarikatlar ve cemaatler, hukukun ve yaşam hakkının önüne geçirilmektedir. Bu tarikatları bir sivil toplum kuruluşu gibi pazarlayan anlayışın bir sonucudur. Fatma Nur ve İkra'nın katili sadece onları denize itenler ya da onları korumayanlar değil aynı zaman da Ensar'da yaşananlar ile ilgili 'bir kereden bir şey olmaz' diyenlerdir. Bir gün bile gözaltına alınmamış Aydın Şengüler'i koruyan Kuran'a Hizmet Vakfı'dır. Erkek şiddetinin son aşaması olan kadın cinayetleri ülke gündeminden yıllardır düşmüyor. Devlet işleyişinin bir parçası haline gelen tarikat yapıları ve burada üretilen her türlü şiddet, her türlü istismar, her türlü cezasızlık politikalarından güç alarak sümen altı ediliyor” diye ifade etti.  
 
‘Örgütlü karanlığın karşısında kadın mücadelesini yükseltmeliyiz’
 
Kadınların içinde yüz yıllık acı ve öfke olduğunu belirten Elif Kavili, “Biz kadınlar yıllardır birbirimizden başka çaremizin olmadığını çok iyi biliyoruz. Bunu Fatma Nur ve kızının tabutunu erkeklerin taşımasına izin vermeyen, omuzlarında taşıyan kadınların gözündeki öfkede gördük. Fatma Nur'un davasını sahiplenen kadın örgütlerine ve derneklere parmak sallayanlar bilsinler ki; korkmuyoruz. Bu örgütlü karanlığın karşısında örgütlü kadın mücadelesini yükseltmekten başka çaremiz yok. Bir kez daha yineliyoruz; bu yaşamı kadınlar ve çocuklar için cehenneme çevirenlerden hesap sormak için, şüpheli kadın ölümlerinin aydınlatılması ve soruşturmaların etkin yürütülmesi için, faillerin ve istismarcıların en ağır cezaları alması için birbirimizden aldığımız güç ile hep birlikte sokağa taşalım” diye konuştu.
 
‘Hepimiz Fatma Nur’un mücadelesinin arkasındayız’
 
Uzun zamandır Türkiye gündeminde olan tarikat olaylarının ve bu tarz yapıların özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde yoğunlaştığını söyleyen Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Şükran Adıyaman, bu durumun Fatma Nur Çelik ve Hifa İkra’nın ölümünün bunun somut örneği olduğunu ifade etti. Şükran Adıyaman, “Fatma Nur ve çocuğunun haykırışı aslında onlara karşı verdikleri mücadele içindeki karanlığın, ne kadar yoğun bir şekilde ilerlediğini kadın ve çocukların hiçbir şekilde can güvenliğinin olmadığını gösteriyor. Tarikat adı altında orada tutulup onların üzerinde uyguladıkları politikalarını, erkek egemen güçlerini uyguladıkları bir düşünce yapıları var, bir zihniyetleri var aslında. Bu durum bizim için büyük bir acı. Daha önce Fatma Nur’un mücadelesini takip ediyordum. Mücadelesi çok değerliydi, hepimiz o mücadelenin arkasındayız. Günde altı kadın öldürülmesi tesadüf değil. Bu aynı zihniyetin devamı olduğunu, bu zihniyetin aslında tarikatlar üzerinde yayıldığının çok farkındayız” dedi.