Yan yana geleceği inşa ediyorlar: Sanat ortak yaşamın inşasına katkı sunar (5)

  • 09:01 8 Kasım 2026
  • Güncel
Melike Aydın
 
ANKARA - Toplumsal barışın ve demokrasinin inşasında sanatın dönüştürücü gücüne dikkat çeken sanatçı İlkay Akkaya, müziğin yalnızca bir ifade biçimi değil, toplumsal mücadelelerin sesini çoğaltan ve ortak yaşamın inşasına katkı sunan bir alan olduğunu belirtti. 
 
Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla başlayan yeni süreçte kadınlar, barışın öznesi olmak ve toplumsal barışın inşasında aktif rol almak amacıyla 31 Ekim- 1 Kasım’da Ankara’da “Kadınlar Yan Yana Barışı Konuşuyor” konferansında bir araya geldi. Kadınların barışın öznesi olması ve inşa sürecinde aktif rol üstlenmesinin öneminin vurgulandığı konferansta ifade özgürlüğü, kadınların söz hakkının önemi de ele alındı. 
 
Konferans katılımcılarından sanatçı İlkay Akkaya da kadınlarla yan yana durarak konferansa müziğiyle katkıda bulundu. 
 
'Sanat, toplumsal mücadelenin aynasıdır'
 
Sanatın toplumsal yaşamdan ve mücadelelerden bağımsız düşünülemeyeceğini belirten İlkay Akkaya, kendi müzik anlayışının da yaşamın içinde karşılaştığı eşitsizlikler, hak ihlalleri ve toplumsal mücadeleler üzerinden şekillendiğini ifade etti. Gençlik yıllarında sanatın toplumsal misyonu üzerine yoğun tartışmalar yürüttüklerini aktaran İlkay Akkaya, “12 Eylül'den sonra bizim öncülerimizden aldığımız bir gelenek vardı. Ruhi Su, Zülfü Livaneli, Rahmi Saltuk, Sadık Gürbüz gibi isimlerden müziğin biçimi yönünden ve içeriği bakımından etkilendik. 12 Eylül koşullarında bir şey yapıyorsak bunu biraz daha ileriye taşımamız mümkün olabilir mi, diye gençlik ve biraz da cahil cesaretiyle çok yoğun tartışmalar yaptığımız dönemlerden geçtik” ifadelerini kullandı.
 
‘Sanatın misyonu ezilenlerin yanında olmaktır’
 
Sanatın toplumsal sorumluluğuna ilişkin kendi yaklaşımını “Sanatın misyonu tabii ki ezilenlerin yanında olmaktır” şeklinde açıklayan İlkay Akkaya, sanatçının yalnızca sahnede üreten bir kişi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Kendisinin günlük yaşamının da toplumsal muhalefet içerisinde geçtiğini söyleyen İlkay Akkaya, Cumartesi Anneleri'nin eylemlerinden grev alanlarına, mitinglerden toplantılara kadar pek çok mücadele alanında bulunduğunu dile getirdi. İlkay Akkaya, “Toplumsal muhalefet hak arama mücadelesinde neler yapıyorsa sanatçının oralarda olup orada gördüklerini kendi vicdani estetik süzgecinden geçirdikten sonra topluma yansıtmasıdır, ki bu da zaten o mücadelenin daha da genişlemesini, toplumsallaşmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. Benim 37 yılım böyle geçti zaten” dedi.
 
'Sanatın özgürlüğü toplumun ifade özgürlüğünden ayrı değil'
 
Sanatın demokratik toplumun inşasındaki rolünün önündeki en önemli engellerden birinin sansür ve yasaklamalar olduğunu belirten İlkay Akkaya, kendi müzik yaşamının da dil üzerindeki yasaklara karşı mücadeleyle başladığını anlattı. İlkay Akkaya, “Bizim şarkı söylemeye ilk profesyonel anlamda başladığımız zaman Kürtçe üzerinde bir yasaklama vardı. Kürt dilini kullanmak yasaktı. Herhangi bir dilin üzerindeki bir yasağı reddettiğimiz için Kürtçe söyledik. 12 Eylül'den sonraydı bu, 1990'lı yıllara gelirken. Birçok konser yasaklamasıyla karşılaştık. Bu yasaklamalar maalesef sanatımın 37'nci yılında halen devam ediyor. Benzer gerekçelerle, toplumu kin ve düşmanlığa sevk etmek gibi çeşitli gerekçeler öne sürülüyor. Bu çok acıklı bir durum” dedi. 
 
‘Sanatın özgür olmadığı bir toplumda demokratik yaşam kurulamaz’
 
Sanatçılara yönelik baskıların yalnızca sanat alanını ilgilendirmediğini, toplumun tamamının ifade özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan İlkay Akkaya, sanatçıların mücadele kararlılığını koruması gerektiğini söyledi. İlkay Akkaya, “Sanatçının burada başarılı olabilmesinin bir başka koşulu da bu mücadelenin sadece sanatın engellenmesi karşısında değil, toplumun tümünün ifade özgürlüğü karşısında da engellendiğini fark edip toplumsallaştırabilmek” dedi. Sanatın özgür olmadığı bir toplumda demokratik bir yaşamın kurulamayacağına işaret eden İlkay Akkaya, ifade özgürlüğünün bütün toplumsal kesimler için savunulması gerektiğini kaydetti.
 
'Kadın mücadelesi toplumsal dönüşümün çekirdeğidir'
 
Toplumsal inşanın yalnızca siyasal ve ekonomik değişimlerle sınırlı olmadığını, eşitlikçi ilişkilerin bugünden kurulması gerektiğini belirten İlkay Akkaya, kadın mücadelesinin bu dönüşümün temel unsurlarından biri olduğunu söyledi. Gençlik dönemlerinde sosyalist devrim gerçekleştiğinde kadın sorununun da çözüleceğini düşündüklerini aktaran İlkay Akkaya, “Biz şöyle bir kuşaktık; tabii ki kadın mücadelesi yine vardı ama mesela ilk yola çıktığımız zaman ‘sosyalizm geldiğinde kadın sorunu da çözülecek’ diye düşünüyorduk. Ama sonra yaşadıklarımız, toplumsal anlamda yaşadıklarımız da öğretti ki bunun gerçekleşmesi için illa sosyalist devrimin yapılması gerekmiyor. Her şey bir çekirdek, bir tohum. Yani onun altyapısını şimdiden yeşertebilirsen, zaten öyle bir şey gerçekleşirse çok daha sorunsuz bir şekilde hayata geçecekti. Kadın mücadelesi yıllar içerisinde yükseldi” şeklinde dile getirdi. 
 
‘Kadınların farklı mücadele alanlarında yan yana gelmesi önemli’
 
Kadınların sokaklarda, meydanlarda ve farklı mücadele alanlarında yan yana gelmesini önemli bulduğunu belirten İlkay Akkaya, 8 Mart'ta yaşadığı bir anıyı da paylaştı. Dört beş yıl önce Beyoğlu'nda konserinin olduğu gün kadınların yürüyüşüne katılamadığını anlatan İlkay Akkaya, “Hayatımdaki en ikircikli anlarımdan biriydi. Kendimi şöyle ikna ettim: Zaten sen de kadınları temsil ediyorsun ve burada yaptığın performansla hem kendini hem toplumsal mücadeleyi temsil edeceksin, diye kendimi ikna etmeye çalıştım. Ama çok üzülmüştüm o anda, kadın arkadaşlar o şekilde bir zulme uğrarken kendi mekanımda durduğum için” ifadelerini kullandı.
 
‘Toplumsal dönüşüm bütün sorunları birlikte alan bir mücadeleyle olur’
 
Bugün toplumda şiddetin çok farklı alanlarda yükseldiğine dikkat çeken İlkay Akkaya, doğanın tahrip edilmesi, kadın katliamları ve hayvanlara yönelik uygulamaların birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtti. İlkay Akkaya, “Toplumda şiddetin bu derece yükseldiği dönemlere şimdiye kadar rastlamadım. Hem doğamız tahrip ediliyor hem kadın cinayetleri hem hayvanlar üzerinde bir soykırım uygulanıyor. Köpekler bitti, şimdi kedilerin toplatılması için çabalar harcanıyor. Toplumsal dönüşüm bütün bu sorunları birlikte ele alan bir mücadeleyle mümkün olabilir” şeklinde konuştu. 
 
'Barış yalnızca iktidar sahiplerine bırakılamaz'
 
İçinden geçilen barış sürecinin toplumsallaşmadığına ve toplumun fikrinin yeterince alınmadığına dikkat çeken İlkay Akkaya, demokratik bir toplumsal inşanın yurttaşların katılımıyla gerçekleşebileceğini söyledi. Barışın yalnızca siyasal aktörler arasında yürütülen görüşmelerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten İlkay Akkaya, “Bir çözüm sürecinden geçiyoruz yine ama bu toplumsallaşmamış bir şey. Birinciye nazaran hele hiç toplumsallaşmamış. Toplumun fikrinin alınmadığı bir süreç. Hepimiz tabii ki barış olsun istiyoruz ve bu sürecin gerçekten bir barışla sonlanmasını çok istiyoruz. Sadece iktidar sahiplerine yeni bir toplum modelini bırak, bizim nasıl bir toplumu hayal ettiğimizi kendimiz tarif edip bir baskı grubu kurmamak da bizim yurttaş olarak bir kere ayıbımız olur. Yurttaşlarımızla birlikte nasıl bir toplum istiyoruz? Üstelik de çok farklı alanlardan, çok farklı mahallelerden ama benzer yönlerini de tanımaya, birbirini anlamaya çok hevesli insanlarız hepimiz. O nedenle bu buluşmayı çok değerli buluyorum. Gerçekten eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmemize umut yaşatıyor bu toplantı” sözlerine yer verdi. 
 
'Kadınların dili daha kapsayıcı ve dayanışmacı'
 
Barış süreçlerinde kadınların görüşmelerin bir parçası olmasının yanı sıra barış sonrasında kurulacak toplumsal yaşamın da öznesi olmasının gerektiğini belirten İlkay Akkaya, kadınların politik alanın dışına itilmesini kabul etmediğini söyledi. Kadınların kurduğu dilin daha kapsayıcı, merhametli ve dayanışmacı olduğunu ifade eden İlkay Akkaya, “Çünkü kadınların kurduğu dil daha kapsayıcı, daha merhametli, daha dayanışmacı, yan yana durmaya uygun. Çünkü bütün ezilenler gibi birbirini anlamaya meyilli hepimiz. Yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Toplumsal yaşamın geleceği kadınların eşit ve özgür biçimde söz kurabilmesiyle doğrudan bağlantılı. O kadim sorunu çözdüğümüz zaman bence kadınları politik alanın dışına bir daha gönderemeyecekler ve her şey çok daha güzel olacak” dedi.
 
'Ezmeden, ezilmeden yan yanayız biz'
 
İlkay Akkaya, röportajın sonunda Bertolt Brecht'in şiirinden uyarladığı şarkının sözlerini de okuyarak, ortak yaşam ve dayanışma çağrısını dile getirdi. Sanatın toplumsal mücadeleyle bağını, farklılıklarla bir arada yaşamanın önemini ve kurtuluşun ortak mücadeleden geçtiğini anlatan şarkının sözleri şöyle:
 
“Yan yana olmayı, rengarenk kalmayı biliriz.
Bu hayatın erbabıyız biz.
Her canlı bir şarkı, hayata gülümseyen,
Ezmeden, ezilmeden yan yanayız biz.
Kurtuluş yok tek başına.
Ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
 
Yarın: Kadınlar din anlayışını yeniden üretmek konusunda cesur