Ayşegül Doğan: İmralı'ya erişim olanaklarını sağlamak gerekiyor

  • 11:34 3 Temmuz 2026
  • Siyaset
ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan,  DEM Parti İmralı Heyeti’nin 40 gündür Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la görüşmediğini belirterek, “Siz Sayın Öcalan ile görüşmeleri bir periyodik takvim içerisinde ilerletmez ve işletmezseniz bu fiilen bir tıkanıklık ortaya çıkıyormuş algısı yaratır. İmralı'ya erişim olanaklarını heyet ve avukat görüşmeleri başta olmak üzere sağlamak gerekiyor” dedi. 
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde, güncel gelişmelere dair basın toplantısı gerçekleştirdi.
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değinen Ayşegül Doğan sürecin başından beri DEM Parti’nin incelikle yaklaştığını fakat iktidar medyasının sürece zarar veren içerikte haberler yaptığını söyledi. Ayşegül Doğan, “ Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin halen hukuken güvence altına alınmış bir kurumsal yol haritasının olmaması hem endişe hem de risk yaratır. Bir çırpıda çözülemeyeceğini bildiğimizi hep söyledik. Bu siyasi bir mesele, teknik bir yaklaşımla bunu değerlendiremeyiz, değerlendirilmemeli dedik. Gelelim yeni gelişmeye. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar var ki biz bu açıklamaları son derece önemli. Görünen o ki çerçeve yasayla ilgili bir mutabakat sağlandı. Sağlanan mutabakat zamanlamaya dair sevgili arkadaşlar, değerli Türkiye halkları. Takvimine ilişkin henüz sizinle net paylaşabileceğimiz bilgiler yok. Zamanlamaya ilişkin mutabakat da şu. Biz şu çağrıyı yaptık. Çerçeve yasa Meclis çalışmalarına ara vermeden Temmuz ayında Meclis’in gündemine alınmalı dedik. Ve şu anda yapılan görüşmelerde bu konuda mutabakat sağlandığını sizlerle paylaşabilirim” dedi. 
 
‘Yasa gelecek ama nasıl?’
 
“Yasa gelecek ama nasıl gelecek” sorusunun asıl önemli nokta olduğunu söyleyen Ayşegül Doğan, “Bugün ortada silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etmiş ve silahlarını kamuoyu önünde yakarak imha etmiş bir örgüt gerçekliği var. Binlerce mensubu olan bir örgüt gerçekliği var. Çatışma çözümünden bahsettiğimizde bunu çatışmalı bir halden alıp çatışmasızlığa kalıcı bir biçimde taşımak istiyoruz. Demokratik siyaseti güçlendirecek. Dolayısıyla hukuki güvenceler oluşturacak. Toplumsal barışı destekleyecek. Çatışmalı dönemin yerini demokratik mücadelenin aldığı yeni bir dönemin kurumsal olarak temellerini oluşturacak kapsamlı bir yasal çerçeveye ihtiyaç duyulduğunu en başından beri ifade ettik ve çağrıyı 27 Şubat 2025'de yapan bizzat örgütün lideri Sayın Öcalan da 27 Şubat 2025 çağrısında bu hukuki güvence ihtiyacına dikkat çekti. Şimdi dolayısıyla silahsızlandırma yasasının kapsamı, yöntemi ve kategorik bir yaklaşım içermemesi son derece hayati bir konu. Kategorik yaklaşım içeren yasal Türkiye'ye kaybettirdiklerini biliyoruz. O yüzden bugüne kadar biriktirdiklerimizden ders çıkarmamız gerekiyor” diye belirtti.
 
Bilgi kirliliği süreçte risk yaratır
 
Açıklamanın devamında ise Ayşegül Doğan şunları ifade etti: “Çerçeve yasa silahsızlandırma sonrası belirleyecek kritik bir başlangıç adımı olarak ele alınmalı dedik. Nitekim son görüşmede İmralı Heyetimizin İmralı Adası’nda Sayın Öcalan'la yaptığı görüşmede kendisi bu yasaya ‘kök hücre yasası’ tanımlaması yapıyor. Bundan sonra ihtiyaç duyulan bütün yasal düzenlemelere ayna tutacak, kaynak olacak bir yasal düzenlemeden bahsediyoruz. Kapsamına ilişkin de, içeriğine ilişkin de spekülasyona izin vermemek gerekir. Ne kadar çok spekülatif, asılsız iddia o kadar çok bilgi kirliliği sürece ilişkin risk demek. Bunları hep birlikte ortadan kaldırmaya davet ediyoruz ve en önce de tabii ki iktidar yetkililerine sesleniyoruz. Bu, bu şekilde olmamalı, bu şekilde tartıştırılmamalı. Silah bırakan örgüt mensupları kendileri için nasıl bir hukuk işletileceğini soruyorlar. Bu soruya bugün yanıt verecek olan özellikle Meclis Komisyonunun ortak raporundan sonra elbette birebir iktidar yetkilileri ve bu konuyla ilgili, bu konuya dair çalışmalar yürüten yetkililer.
 
Meclis Komisyonunun ortak raporu da böyle bir konsensusla geldi komisyona ve ondan sonra komisyonda tartışılarak, oylanarak, şerhler, itirazlar gözetilerek ortaklaşılan bir rapora dönüştü. Şimdi aynısını yapmak mümkün. Müzakere ederek, diyalogla, tarafların hassasiyetleri gözetilerek, hiçbirinin hassasiyetinde farklı davranmayarak, yok saymayarak en kapsayıcı şekilde, en kucaklayıcı şekilde bir yöntem ile dar kapsamlı olmayan bir dönüş yasası içeriğine ihtiyaç var.
 
Süreç açısından üstenci bir dile gerek yok
 
Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş yasal çerçeveye ilişkin konuşurken diyor ki, bu işin savsaklanmadan, geciktirilmeden ve asla en ufak bir detayı ihmal edilmeden iyi planlanarak yapılması ve Türkiye'nin bu adımı atması şarttır. Buna olduğu gibi katılıyoruz. Ancak Sayın Kurtulmuş aynı konuşmanın başında bambaşka bir yaklaşım ortaya koyuyor. Diyor ki bir kereleğine çıkarılacak. Mesele kaç defalığına çıkarılacağı meselesi değil. Mesele kaç maddeden oluşacağı meselesi değil. Biz böyle magazinel bir yaklaşımla ele almıyoruz bu meseleyi. Bütün güvensizliğe rağmen çatışmalar durmuş vaziyette. O yüzden bu çok değerli bir fırsat. Bu fırsatın hiçbir riske, hiçbir sabotaja ve manipülasyona açık hale gelmemesi için elimizden geleni olağanüstü koşullarda bile olsa yapmaya çalışacağız. Bundan sonra da buna devam edeceğiz. Ancak Sayın Kurtulmuş diyor ki: ‘Bu yasal düzenleme olacak, bir kereliliğine mahsus çıkacak bu yasa. Gelenler kapıdan içeri alınacak, gelmeyenler de gelmesinler, kendileri bilirler kapı kapanacak.’
 
Meclis Başkanı çok önemli bir sorumluluk makamında oturuyor. Açık kapı ihtiyacımız olan kapı. Kapalı kapı değil. Herkesin gelebileceği. Toplumsal bir bütünleşmeden bahsediyoruz. O yüzden burada daha yapıcı bir dil kullanabiliriz. ‘Gelen gelir, gelmeyen gelmez’ gibi bir dil yerine ‘bu kapıyı sonuna kadar açık tutacağız. İnsanların silahlarını tümden bırakıp fikirlerini özgürce demokratik bir biçimde, kendi ülkelerinde söyleyebileceği ve örgütleyebileceği bir zemini oluşturmaya çalışacağız’ demeli Sayın Meclis Başkanı. Beklenti bu, istenen bu. 
 
Sayın Öcalan verdiği sözün gereğini yaptı 
 
Bir haber var. Mutabakat sağlandığına ilişkin yasal çerçeveye dair Öcalan'ın onay verdiğine ilişkin. Aktörler arasında kurulan dolaylı bir diyalog var. Şimdi MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli Sayın Öcalan'a seslendi. Şimdi bu dolaylı diyalog. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir siyasi irade koydu ortaya. Sayın Öcalan 27 Şubat 2025'te verdiği sözün gereğini yaptı. Bir kez söyledi. Örgütü hemen arkasından açıklama yaptı. Fesih çağrısına yanıt verdi. ‘Ateşkes’ ilan etti. İlk fırsatta kongreyi toplayacaklarını ifade ettiler Kongreyi topladılar. Silahlı mücadelenin stratejik bir şekilde bittiğini kamuoyuna ilan ettiler. Akabinde önümüzdeki günlerde yıldönümü yaklaşıyor. Bakınız birkaç gün sonra bir yıl geride kalmış olacak. 11 Temmuz'da Süleymaniye'de 30 örgüt üyesi silahlarını yakarak imha etti. Türkiye'ye dönmek istediklerini söylediler. Siyaset yapmak istediklerini söylediler. Yasal çerçeve beklediklerini söylediler. Ve tüm bunlardan sonra da kendi liderimizle görüşmek istiyoruz dediler. 
 
40 gündür görüşme yok başvurulara ret
 
DEM Parti İmralı Heyetinin, İmralı Adasında Sayın Öcalan ile görüşmelerinden bilgileri sizlerle paylaştık. Dedik ki hem toplumsal olarak böyle bir ihtiyaç var hem de Sayın Öcalan toplumun farklı kesimiyle konuşmak, görüşmek istiyor. Üstlendiği tarihsel rol. Ve mevcut koşulları arasındaki bu çelişkinin bu şekilde sürdürülemez. Şimdi geldiğimiz aşamada barış çabası yol boyunca karşılaşılması muhtemel risklere dikkat çekmesi ve dahi pek çok zorluğu olağanüstü koşullarda aşmaya çalışması incelikle çözmeye çalışması, gayreti, yapıcı katkıları, tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda sürecin ivme kazanması için yapılması gereken Sayın Öcalan'la görüşme kapılarını kapatmak mı yoksa ardına kadar açmak? Elbette ardına kadar açmak. Barış için çaba sarf eden herkese kapı açılmalı. Demokratik çözüm için çaba sarf eden herkese kapı açılmalı ve en başta Sayın Öcalan'la toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelmesi sağlanmalı. 
 
Süreçteki konumu kadar belirleyici bir özellik taşıyor. Ancak iletişim koşullarını oluşturmuyorsunuz. Bu paradoks devam edemez. Yani kendisi dışında hiç kimse böyle bir silahsızlanma çağrısı yapamazdı. Yine demokratik çözüm paradigmasının çerçevesinin hem teorik hem de pratik olarak önderi olan bir kişiden bahsediyoruz. Böyle bir liderlik etkisi ve gücü var. Bunu yok sayamayız. Bu kapının açılmaması ancak süreç karşıtlarının elini güçlendirebilir. Mesela DEM Parti İmralı Heyeti neden 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşmüyor? 
 
Israrlarımıza rağmen paylaşılan bir taslak yok 
 
Asılsız haberler diyoruz çünkü heyetimizin yaptığı görüşmelerin neticesinde bizimle paylaşılan bir taslak yok. Biz yasal çerçevenin kapsamını bilmiyoruz. İçeriğini bilmiyoruz. Israrlarımıza rağmen henüz bizimle paylaşılan bir taslak yok. Sayın Öcalan'la taslağın görüşüldüğü ve Sayın Öcalan'ın bu taslağa onay verdiği söyleniyor. Bunu nasıl teyit edebiliriz? Kamuoyu bu bilgiye nasıl erişebilir? Hadi geçiniz DEM Parti’yi bu bilgiden mahrum bırakın isterseniz ki bu kadar önemli bir siyasal geleneği temsil eden ve yıllardır barış ve demokrasi için mücadele eden bir siyasi partiyi nasıl görmezden gelebilirsiniz? Ancak kamuoyunda da bu bilgi yok. 
 
Biz şu anda bunu bilmiyoruz. Çünkü heyetimiz Sayın Öcalan'la 40 gündür görüşmedi. Ve bu konuda yapılan görüşme başvurularına ne yazık ki olumlu bir şekilde dönülmüyor. Keza avukatları görüşmüyor. Ailesi görüşmedi bu süre boyunca. O halde nasıl bilebiliriz bu taslağın Sayın Öcalan'la paylaşılıp paylaşılmadığını, paylaşıldıysa da onay verip vermediğini biz ancak mayıs ayında son yapılan görüşme sonrası bilgilendirmeyi ki bu sizinle yazılı olarak da paylaşıldı. Biz de paylaştık. Öcalan'ın önerileri olduğunu söyledik, bir yol haritası olduğunu söyledik. Örgütün lideri böylesi kritik bir yasal çerçeveyle ilgili görüşlerini ve önerilerini paylaşabilecek olanaklara sahip olmalı. 
 
Görünen o ki çerçeve yasa ile ilgili bir mutabakat sağlandı. Sağlanan mutabakat zamanlamaya ilişkindir. Biz şu çağrıyı yaptık ‘çerçeve yasa Meclis çalışmalarına ara vermeden Meclis gündemine alınmalı’ dedik ve bu konuda bir konsensüse varıldı. Takvimine ilişkin henüz sizinle net paylaşabileceğimiz bilgiler yok. Yasa gelecek ama ne gelecek, nasıl gelecek esas kritik soru budur. Kapsamlı bir yasal çerçeveye ihtiyaç duyulduğunu en başından beri ifade ettik
 
Başvurular kabul edilmiyor taslağın tartılıp tartışılmadığı söylenmiyor
 
Sürecin ivme kazanması için yapılması gereken 40 gün Sayın Öcalan’la görüşme kapılarını kapatmak mı yoksa ardına kadar açmak mı? Elbette kapıları ardına kadar kapıları açmaktır. Bu kapının açılmaması ancak süreç karşıtlarının elini güçlendirir. DEM Parti İmralı Heyeti 40 gündür Sayın Öcalan’la görüşememiştir. Asılsız haberler diyoruz çünkü heyetimizin yaptığı görüşmelerde bize ulaşan bizle paylaşılan bir taslak yok. Israrlarımıza rağmen paylaşılmamıştır. Sayın Öcalan’la bu taslağın tartışıldığını söylüyorlar bunu nasıl teyit edebiliriz. Kamuoyu bunu nasıl teyit edecektir. Bu bilgi yoktur. Bunu bilmiyoruz çünkü heyetimiz 40 gündür Sayın Öcalan’la görüşmemiştir. Yapılan başvurulara da olumlu yanıt verilmemiştir. Bu görüşme yapılmamışken taslağın kendisiyle tartışılıp tartışılmadığını nasıl bileceğiz
 
İmralı'ya erişim olanaklarını sağlamak gerekiyor
 
Yeni sözler söylemek istiyoruz. Hep birlikte 100 yıllık bir meselenin yalnızca çözümünü demokratik bir biçimde konuşmak, tartışmak yetmiyor. Bunu getirin hukuki güvencelerle dayanıklı hale getirelim diyoruz. Bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Kimsenin tehdit olarak görülmediği, kimsenin tehdit edilmediği eşit koşullarda tartışabilmek, konuşabilmek ve bu hukuki güvenceleri oluşturmak istiyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecini fiilen tıkamış algısı yaratacak her türlü yaklaşımdan uzak durmak gerekiyor. Tüm tarafları dahil ederek söylüyorum bunu. Hiç kimse böyle bir algı yaratmamalı. Siz Sayın Öcalan ile görüşmeleri bir periyodik takvim içerisinde ilerletmez ve işletmezseniz bu fiilen bir tıkanıklık ortaya çıkıyormuş algısı yaratır. Bunu yapmamak gerekiyor. Yine ben Öcalan'ın önemli bir uyarısıyla bu basın toplantısını sonlandırmak istiyorum. En son yine yaptığımız bir açıklamada sizlerle paylaşmıştım. "Beklenti halinde kalmak sadece risk üretir." diyor. Kaybedecek zamanımız yok. O yüzden beklenti haline son vermek, İmralı'ya erişim olanaklarını heyet ve avukat görüşmeleri başta olmak üzere sağlamak gerekiyor.”