DBİHM: Mülteciler sınırda öldürülüyor

  • 15:24 21 Haziran 2021
  • Güncel
 
DİYARBAKIR - Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla hazırladığı raporu paylaştı. Diyarbakır’da mültecilerin yaşadıkları sorunlara dikkat çekilen raporda, yapılan görüşmelerde, sınırda öldürülen mültecilerin olduğu bilgisinin edinildiği kaydedildi.
 
Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla Diyarbakır Otogarı'ndaki düzensiz göçmenlere ilişkin hazırladığı raporu, Adli Yardım binasında açıkladı. Açıklamaya Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren ve Mülteci Hakları Komisyonu üyeleri katıldı. Raporu, Mülteci Hakları Komisyon Başkanı Baver Mızrak okudu.
 
‘Afgan göçmenler 2’nci sırada’
 
Baver, savaşlar ve çatışmalar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insanın bulunduğunu belirterek, Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2020 yılı verilerine göre, 82 milyonu aşkın insanın yerlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi. Yerlerinden edilmiş insanların göç etmek zorunda kaldıkları ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu dile getiren Baver, özellikle Suriye iç savaşının başlamasıyla Türkiye’ye sığınan mültecilerin insanlık krizi ile karşı karşıya kaldığını vurguladı. Baver, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerini paylaşarak, “Haziran 2021 yılı itibariyle 3 milyon 678 bin 527 Suriyeli, Geçici Koruma statüsüne alınmıştır. Türkiye’ye en çok göç eden 2’nci göçmen topluluğu ise Afgan göçmenlerdir” dedi.
 
‘500’den fazla düzensiz göçmen var’
 
Baver, Türkiye’ye geçen Afgan mültecilere ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “Afgan düzensiz göçmenlerin transit geçiş güzergahı olarak kullandıkları kentlerden biri de Diyarbakır’dır. Buradaki mülteciler, Afganistan’daki savaş ortamından kaçan göçmenler. 2017 yılı itibariyle düzensiz göçmenlerden Afgan göçmenlerin sayısında artış oldu. 2019 yılında ise bu sayı 201 bin 437’ye yükseldi. Afganistan’dan Diyarbakır’a ulaşmalarının 15 gün ile 1 ay arasında sürdüğü, Türkiye-İran sınırında ateşli silaha maruz kaldıkları, ölüm ve yaralanma vakalarının olduğu, görüşme yapılan göçmenlerden bazılarının akrabalarının farklı tarihlerde sınır hattında öldürüldükleri, beslenme ihtiyaçlarını kendi imkanlarıyla veya hayırsever vatandaşların yardımıyla karşıladıkları, barınma ihtiyaçlarını da Diyarbakır Otogarı içinde veya dışındaki toprak alanları kullanarak sağladıkları, yıkanma ihtiyaçlarını tam olarak gidermediklerini aktardı. 12 Haziran itibariyle Diyarbakır Otogarı ve çevresinde 500’den fazla düzensiz göçmen olduğu ve bu sayının günlük olarak değiştiği gözlenmiştir. Mültecilerin büyük bölümünün 15-25 yaş arasındaki erkek bireylerden oluştukları, az sayıda kadın ve çocuğun olduğu, düzensiz göçmenlerin işsizlik ve ekonomik nedenlerden dolayı her türlü istismara maruz kalabilecekleri tarafımızca gözlemlenmiştir.”
 
Baver, görüş ve tespitlerinin ardından komisyon olarak sonuç ve önerileri şu şekilde açıkladı: 
 
“* İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi’nin düzensiz göçmenlerin yaşam hakkı, barınma, gıda ve temel ihtiyaçları, sağlığa erişim hakları, ekonomik hakları, eğitim-öğretim haklarının sağlanması adına Uluslararası Koruma Statüsü kapsamına alınmalı, 
 
* Düzensiz göçmenlerin uluslararası koruma statüsü kapsamına alınması için, İl Göç İdaresi çalışanlarının öncelikle Diyarbakır Otogarı’na giderek başvurularını doğrudan almaları,
 
* Başvurular alınırken ivedilikle barınma, beslenme, sağlık gibi temel insani ihtiyaçların ilgili kurumlarca sağlanması, düzensiz göçmenlerle yapılan görüşmede Türkiye-İran sınırında açılan silahlı ateş sonucu öldürülen ve yaralanan çok sayıda düzensiz göçmenin olduğu bilgisi verilmiştir. Ölüm ve yaralanma ile neticelenen olaylara ilişkin sorumluların tespiti için etkin bir soruşturma başlatılması gerektiği,
 
* Yine yol boyunca maruz kaldıkları tehdit, dolandırıcılık, görevi ihmal, göçmen kaçakçılığı suçlarının failleri hakkında ilgili savcılıklarca etkin bir soruşturmanın başlatılması,
 
* Çoğunluğu Afganistan’daki savaş ortamından kaçan göçmenlerin geri dönüşleri için ülkelerindeki barış ortamının sağlanması adına Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası insan hakları örgütlerinin sorumluluk alması heyetimizce önerilmektedir.”