Kayıp yakınları: Devlet kayıpların akıbetini biliyor

  • 13:57 29 Mart 2025
  • Güncel
 
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları ve İHD, gerçekleştirdikleri "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" eyleminde bu haftada birçok kentte adalet talebinde bulunarak, "Devlet kayıplarımızın akibetini biliyor" dedi.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Kayıp yakınları "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" sloganıyla yıllardır gerçekleştirdikleri eylemlerini bu haftada Amed, Gever ve Êlih kentlerinde düzenledi. 
 
Amed
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eyleminin 842’inci haftasında eylemi Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde sürdürdü. Kayıp yakınları, gözaltında zorla kaybedilenlerin ve faili meçhul saldırı sonucu katledilenlerin fotoğraflarını taşıdı. Bu hafta, 25 Mart 1996 yılında Amed’de katledilen Atilla Osmanoğlu’nun hikayesi okundu. Eyleme Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) il Eşbaşkanı Sultan Yaray katıldı.
 
Burada konuşan Sultan Yaray, devletin kaybettirilen bu kişilerin akıbetini bildiğini ve bir an önce ailelere bu kişilerin akıbeti hakkında bilgi verilmesi gerektiğini  dile getirerek şunları söyledi: “Her hafta buraya geldiğimizde yüreğimiz bir daha yanıyor ve bir daha o kara günleri hatırlıyoruz. Görüyoruz ki 90’lar ve sonrasında birçok kişi ailesinden koparıldı. Ve hala da koparılan o kişilerin akıbeti bilinmiyor. Aileler kendilerinden koparılan kişilerin akıbetini bilmesinin hakkı vardır. Biz devletin elinde kaydın da arşivin de olduğunu biliyoruz. Onlar bu insanların başına ne geldiğini biliyor. Madem ki barışı konuşuyoruz. O halde ilk olarak bu ailelere çocuklarının akıbetini söyleyin.”
 
Ardından hikayeyi İHD Kayıp Komisyonu üyesi Fırat Akdeniz okudu.
 
Sivil giyimli polisler tarafından götürülür
 
Fırat Akdeniz,  Atila Osmanoğlu’nun sivil giyimli polisler tarafından evinden alındıktan sonra bir daha eve gelmediğini ifade ederken, “Atilla Osmanoğlu ailesiyle birlikte Hazro ilçesinde ikamet etmektedir. İlçede görev yapan bir üst teğmen tarafından sürekli tehdit edildiği için ailesi, Şubat 1992'de Diyarbakır merkeze taşınır. Atilla Osmanoğlu, babasına ait toptan satış dükkânını işletmektedir. 1994 yılında, babası Muhyettin Osmanoğlu 28 gün süreyle tutuklanıp ağır işkencelere maruz kalır. Daha sonra suçlamalardan beraat ederek serbest bırakılır.23 Mart 1996 tarihinde, sivil polis olduklarını belirten iki kişi, ‘karayolu kantin ihalesi’ için Atilla Osmanoğlu'nu yanlarında götürmek ister. Osmanoğlu, "dükkânda kendisinden başka kimsenin olmadığını" gerekçe göstererek gitme teklifini reddeder ve bu durumu tedirgin bir şekilde akşam ailesine anlatır. İki gün sonra, yani 25 Mart 1996 tarihinde saat 11 civarlarında, baba Muhyettin dükkâna geldiği esnada sivil giyimli, silahlı ve telsizli iki kişi, Atilla Osmanoğlu’ nu zorla arabaya bindirirken görür. Babanın itirazı üzerine sivil giyimli polisler, ‘kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleşme teklifinde bulunabilmesi için Emniyet Müdürlüğüne götürüleceklerini, yarım saat içinde geri getireceklerini’ söyler. Akşam olur, Atilla Osmanoğlu eve gelmez” ifadelerini kullandı.
 
Ertesi gün, baba Muhyettin Osmanoğlu’nun, Valiliğe ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe ile başvurduğunu kaydeden Fırat Akdeniz, devamında yaşananları aktardı:  “Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1 Nisan 1996 tarihindeki dilekçesine yanıt olarak ‘gözaltına alınanlar arasında böyle bir isme rastlanmadığı’ cevabını verir. Valilik ise başvuruya cevap vermez’ ifadelerini kullandı. İç hukuk yollarında bir sonuç elde edemeyen baba Muhyettin Osmanoğlu, davayı  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götürür. AİHM, Muhyettin Osmanoğlu’nun başvurusunu kabul eder ve Hükümetten gözaltı kayıtlarını ister. Hükümet’ten istenen gözaltı kayıtlarında Atilla Osmanoğlu’nun adı geçmemektedir. 1998 yılı sonlarında, İHD Diyarbakır Şubesi ve Genel Merkezi kendilerine yapılan kayıp başvurularından oluşan bir dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletir.
 
 
JİTEM’in itirafı
 
4 Ocak 1999 günü, İdil Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Mart 1996 günü Silopi’de bulunan ve kimliği tespit edilemeyen bir erkek cesedinin, kendisine İHD tarafından gönderilen fotoğraflarla mukayese edildiğini ve cesedin Atilla Osmanoğlu’na ait olabileceğini bildirir. Bunun üzerine İHD heyeti, 6 Ocak 1999 tarihinde Baba Muhyettin Osmanoğlu ile birlikte İdil Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde girişimlerde bulunur. İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, mevcut fotoğrafların teşhisinde baba Muhyettin Osmanoğlu’na gösterir, fakat baba net bir kanıya varmaz. Fotoğraflarda cesedin özellikle yüz bölgesinde meydana getirilen tahribat, teşhisi güçleştirir. Neticede kesin bir teşhis yapılmaz. Ceset, Silopi kimsesizler mezarlığında defnedilmiş ve tam olarak nereye defnedildiği de kayıt altına alınmamıştır.
 
JİTEM eski elemanı Abdülkadir Aygan’ın 2005 yılında Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan itiraflarında, ‘Atilla Osmanoğlu’nun JİTEM tarafından kaçırıldığını, aynı zamanda Koçero olarak da bilinen Cındi Acet tarafından cesedin teşhisi mümkün olmaması için başının çekiçle ezildiğini ve Cizre-Silopi Karayolu'ndan Habur Gümrük Kapısı’na doğru giderken yoldaki bir petrol tankerine atıldığı’ anlatıyordur.
 
AİHM, 24 Ocak 2008’de, yaşam hakkını koruyan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2’inci Maddesinin (esas ve usul yönünden) ve kötü muameleyi yasaklayan 3’üncü Maddenin başvuran bakımından ihlal edildiğine karar verir.”
 
Açıklamanın ardından 1 dakikalık oturma eylemiyle son buldu.
 
Colemêrg
 
İHD Colemêrg Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 168’inci haftasında Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı'nda bir araya geldi. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı eylemde, "Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartı ile kayıpların fotoğrafları taşındı. 1992 yılında Şırnex’de gözaltına alındıktan sonra katledilen Bişeng Anık’ın faillerinin bulunması istendi. 
 
İHD Colemêrg Şubesi yöneticilerinden Ozan Akbaş, 1992 Newrozu'nda polislerin Bişeng Anık'ın evine baskın düzenlediğini ve Anık'ı gözaltına aldığını ifade etti. Ozan Akbaş, "Saatler sonrası serbest kalanlar, Bişeng'e içeride ağır işkence yapıldığını, bağırma seslerinin birden kesildiğini, bağırmalardan önce Bişeng’in ‘Adım Bişeng Anık' beni öldürecekler' diye bağırdığını aileye iletti. Muhataplar, Bişeng'in gözaltında olduğu ve işkence iddiasının doğru olmadığı aktardı" diye kaydetti. 
 
Ozan Akbaş, "Herhangi bir dava açılmadı. Ailenin yaptığı tüm başvurular, Bişeng’in intihar ettiği gerekçesiyle reddedildi. Gözaltına alınan 17 yaşındaki Bişeng, işkence ile katledilmesine rağmen sorumlular ortaya çıkarılmadı. Yargılanan kimse olmadı. Böylelikle Bişeng'in akıbeti faili meçhul bırakıldı" dedi.
 
Êlih
 
Êlih’te İHD ve kayıp yakınları, eylemlerinin 678’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı sıra sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Bu hafta, 24 Mart 1994 tarihinde Êlih'te kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Zeynel Kürsep’in akıbeti soruldu. 
 
İHD Şube Yöneticisi Hüseyin Elçi, şunları paylaştı: "Zeynel Kürsep, 24 Mart 1994 tarihinde Batman Devlet Hastanesi çıkışında silahlı iki kişi tarafından zorla bir araca bindirilerek kaçırıldı. Daha sonrada Hizbullah örgütü tarafından kaçırıldığı öğrenilen Zeynel, Atatürk Parkı’nın yanında bulunan ve Sami Karadeniz’e ait olduğu öğrenilen bir dairede 6 gün tutuldu. Ardında bir sığınağa götürüldü. Zeynel bu sığınağa götürüldüğünde Fahrettin Tan isimli yurttaş da, 3 aydır burada tutuluyordu. Zeynel gelişinden sonra bir yıla yakın süre bu sığınakta birlikte kaldılar. Uzun süre burada tutulduktan sonra Êlih’e bağlı Zorava köyüne, Aziz Önlük’e ait olduğu belirtilen evin altındaki sığınağa götürüldü. Fahrettin Tan, buraya getirildikten bir ay sonra, fidye karşılığında serbest bırakıldı. Fahrettin Tan serbest bırakıldığında, sığınakta Zeynel Kürsep, Mahmut Demirer, İsmail Ağa ve Resul Saçan bulunuyordu. Bu sığınak devlet güçlerince 1998 yılında Hizbullah’a yapılan operasyonda ortaya çıkarıldı. Ancak Zeynel Kürsep’ten, kaçırıldığı günden bu yana bir daha haber alınamadı.  
 
Baba Kürsep, Batman Cumhuriyet Savcılığına, Batman Emniyet Müdürlüğüne, Cumhurbaşkanlığına, Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine yaptığı başvurulara rağmen herhangi bir yanıt alamadı. 1996 yılında ismini vermek istemeyen biri, Zeynel Kürsep’in evini telefonla arayarak aileye, Kürsep'in Farqîn ilçesine bağlı Susa (Yolaç) köyünde bir sığınakta tutulduğunu söyler. Bu bilgiler üzerine baba İbrahim Kürsep, Farqîn'e gider ve oradaki resmi makamlara başvuruda bulunur. Baba Kürsep, tüm girişimlerine rağmen resmi makamlardan bir sonuç elde etmez. Aradan 31 yıl geçmesine rağmen Zeynel Kürsep kaçırıldığı tarihten bugüne hala kayıp" diye konuştu.