Direniş, vazgeçmeyenlerin dilidir

  • 09:20 31 Ocak 2026
  • Kadının Kaleminden
“Rojava’da hedef alınan şey, Kürtlerin silahlı gücü kadar, Kürtlerin ‘kendi kaderini tayin edebilme’ cesaretidir. Çünkü Rojava, Ortadoğu’nun alışılmış karanlığına karşı yakılmış bir ışıktır ve o ışık, karanlıktan beslenenleri rahatsız eder.”
 
Dilan Babat 
 
Kürtlerin tarihi, takvimlerle ölçülen bir geçmiş değildir. O tarih, dağların hafızasında, dillerin yarım bırakılmış cümlelerinde, yasaklanmış isimlerde ve her defasında yeniden ayağa kalkan bir halkın sessiz ama inatçı yürüyüşünde saklıdır. Kürtler, yüzyıllar boyunca sadece topraklarından değil, adlarından, dillerinden, hikâyelerinden de sürülmek istendi. Ama hiçbir ferman, hiçbir sınır çizgisi, bir halkın kendini bilme ısrarını ortadan kaldıramadı.
 
Alışılmış karanlığa karşı bir ışık…
 
Kürt kimliği, inkârla yoğrulmuş bir direniştir. Varlığını kabul ettirmek için sürekli kendini yeniden kurmak zorunda kalan bir halkın kimliğidir bu. İmparatorluklardan ulus devletlere uzanan süreçte Kürtler hep “öteki” bırakıldı; kimi zaman isyanla, kimi zaman sessizlikle, kimi zaman da yalnızca hayatta kalarak direndiler. Direniş, Kürtler için yalnızca silahlı bir karşı koyuş olmadı. Dilini evin içinde fısıldayarak yaşatmak, çocuğuna yasaklı bir ismi vermek, sürgünde bile memleketin taşını cebinde taşımak da direnişti.
 
Bu uzun tarih, Kürtlerin hafızasında bir yara olduğu kadar bir öğretmendir de. Çünkü her bastırılma, beraberinde yeni bir bilinç doğurdu. Her yıkım, yeniden kurma iradesini büyüttü. Kürtler için direnmek, yok olmamak demekti; ama aynı zamanda insan kalmak, onurunu korumak ve geleceğe bir söz bırakmaktı.
 
Bugün bu tarihsel çizginin en canlı, en somut halkalarından biri Rojava’da yaşanıyor. Rojava, yalnızca bir coğrafya değildir. Rojava, Kürtlerin yüzyıllardır bastırılan varoluşunun “buradayım” diye ayağa kalktığı bir eşiktir. Kadınların öncülüğünde kurulan yaşam, halkların bir arada var olma iradesi, eşitlik ve öz yönetim fikri, Rojava’yı sadece Kürtler için değil, bölgedeki tüm halklar için umut haline getirdi. Bu yüzden Rojava’ya yönelik saldırılar rastlantı değildir. Bu saldırılar, yalnızca askeri ya da siyasi değildir; bir fikre, bir ihtimale, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Ulus” paradigmasına yöneliktir. Rojava’da hedef alınan şey, Kürtlerin silahlı gücü kadar, Kürtlerin “kendi kaderini tayin edebilme” cesaretidir. Çünkü Rojava, Ortadoğu’nun alışılmış karanlığına karşı yakılmış bir ışıktır ve o ışık, karanlıktan beslenenleri rahatsız eder.
 
Ama tarih bir kez daha kendini tekrar ediyor. Kürtler, Rojava’da da geri çekilmedi. Bombalar altında yaşamı örgütlemeye, yıkıntılar arasında çocukları güldürmeye, kayıpların yasını tutarken geleceği savunmaya devam ettiler. Kadınlar yalnızca cephede değil, yaşamın her alanında direnişin öncüsü oldu. Erkek egemenliğe, savaşa, yok sayılmaya karşı aynı anda yürütülen çok katmanlı bir direniş bu. Rojava direnişi, Kürt tarihinin bir devamı olduğu kadar, onun dönüşmüş halidir. Artık direniş yalnızca hayatta kalmak için değil; adil, eşit ve özgür bir yaşamı kurmak içindir. Bu, Kürtlerin tarih boyunca biriktirdiği acının, bilince ve politik iradeye dönüşmüş halidir. Kürtler bugün hâlâ saldırı altında olabilir. Ama tarih şunu defalarca gösterdi: Kürtler her kuşatmadan sonra daha güçlü bir hafızayla, daha berrak bir kimlikle çıktı. Çünkü bu halk, yenilgilerden çok direnişleriyle yazdı kendini. Ve Rojava’da tarihe yazılan bu sayfalar yalnızca Kürtlerin değil, insanlığın vicdanına bırakılmış bir not olarak kalacak.