Özel savaşın tarihsel kökenleri (5)

  • 09:01 19 Haziran 2026
  • Dosya
Lozan sonrası Kürdistan’da özel savaş ve kimliksizleştirme politikaları 
 
Şehriban Aslan – Rojda Aydın 
 
HABER MERKEZİ – Lozan Antlaşması’yla dört parçaya bölünen Kürdistan’da, Kürt halkının kimliğini, dilini ve toplumsal hafızasını hedef alan özel savaş politikaları bir asrı aşkın süredir sürüyor. Kadınlar ve gençlerin merkezine yerleştirildiği bu politikalar; asimilasyon, göçertme, yoksullaştırma ve kadın kırımı üzerinden toplumu denetim altına almayı hedefliyor.
 
Kürt halkı ve Kürdistan coğrafyası, yüzyıllardır sömürgeci ve egemen güçlerin inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının hedefinde bulunuyor. Özellikle 20'nci yüzyılın başında ulus-devlet sisteminin Ortadoğu’da yeniden şekillenmesiyle birlikte Kürt halkına yönelik politikalar yeni bir boyut kazandı. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi, yalnızca coğrafi bir paylaşımı değil, aynı zamanda Kürt kimliğinin, kültürünün ve toplumsal varlığının parçalanmasını hedefleyen uzun süreli politikaların da başlangıcı oldu.
 
Kürt halkına yönelik geliştirilen bu politikalar yalnızca askeri yöntemlerle sınırlı kalmadı. Siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal alanları kapsayan özel savaş stratejileriyle toplumun tüm dokusuna müdahale edildi. Kadınlardan gençlere, eğitimden kültüre, ekonomiden demografik yapıya kadar yaşamın her alanında yürürlüğe konulan uygulamalarla Kürt halkının toplumsal hafızasının silinmesi ve öz değerlerinden uzaklaştırılması hedeflendi.
 
Dosyamızın bu bölümünde Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikaları ve bu politikaların toplumsal sonuçlarını ele alıyoruz.
 
Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikaları
 
Mezopotamya’nın kadim halklarından biri olan Kürtler, insanlık tarihinin en eski toplumsal yaşam merkezlerinden biri olarak kabul edilen Kürdistan coğrafyasında yüzyıllardır varlığını sürdürüyor. Ancak bu coğrafya, egemen güçlerin işgal, talan, gasp ve asimilasyon politikalarıyla sürekli hedef haline getirildi. Kürt halkının tarihsel ve toplumsal birikiminin ortadan kaldırılması amacıyla farklı dönemlerde çok sayıda yöntem devreye konuldu. Devletçi uygarlığın gelişimiyle birlikte fiziki, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel soykırım politikaları Kürdistan’da sistematik biçimde uygulanmaya başlandı. Özellikle 20'nci yüzyılda yoğunlaştırılan özel savaş politikalarıyla inkâr ve imha siyaseti kurumsallaştırıldı.
 
Bu süreçte Kürt toplumunun değer yargıları aşındırılmaya, kültürel hafızası zayıflatılmaya ve kimliği görünmez kılınmaya çalışıldı. Güçlü tarihsel ve toplumsal geleneklere sahip olan Kürt halkı, kültüründen ve öz değerlerinden koparılmak amacıyla çok yönlü uygulamalara maruz bırakıldı.
 
‘3S’ politikaları ve toplumsal dönüşüm hedefi
 
Özel savaş politikalarının önemli ayaklarından biri de toplumun kültürel ve sosyal yapısına yönelik müdahaleler oldu. Asimilasyon, kimliksizleştirme, göçertme, demografik yapının değiştirilmesi, kültürsüzleştirme, yozlaştırma, ajanlaştırma ve entegrasyon politikalarının yanı sıra “3S” olarak tanımlanan seks, spor ve sanat politikaları da bu süreçte araç olarak kullanıldı. Bu politikalarla Kürt halkının öz değerlerinden uzaklaştırılması ve toplumsal direncinin kırılması hedeflendi. Ancak Kürt halkının geliştirdiği direniş ve örgütlenme biçimleri karşısında özel savaş yöntemleri de sürekli yeniden biçimlendirilerek günümüze kadar taşındı. 
 
Lozan’la başlayan parçalama politikası
 
Kürdistan’a yönelik “böl, parçala ve yönet” politikası, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Antlaşmayla birlikte Kürdistan; Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında paylaştırıldı. Dört parçada yaşayan Kürtler, bulundukları ülkelerde farklı yöntemlerle inkâr ve asimilasyon politikalarının hedefi haline getirildi. Kürt dili yasaklandı, kültürel üretimler engellendi, toplumsal örgütlenmeler baskı altına alındı ve Kürt kimliği resmi politikalarla görünmez kılınmaya çalışıldı.
 
Kürt halkına yönelik yürütülen özel savaş politikalarının sahadaki uygulayıcıları bölge devletleri olurken, bu politikaların uluslararası güç dengelerinden bağımsız olmadığı da sıkça tartışılıyor. Bu süreçte amaçlanan temel hedeflerden biri, kendi kimliğine yabancılaşmış ve tarihsel değerlerinden koparılmış bir toplum yaratmak oldu.
 
Hedefte kadınlar ve gençler var
 
Özel savaş uygulamalarının en yoğun yöneldiği kesimlerin başında kadınlar ve gençler geliyor. Toplumun öncü gücü ve geleceği olarak görülen bu iki toplumsal kesim, sistematik politikaların merkezine yerleştiriliyor. Kadınların toplumsal öncülüğünün zayıflatılması ve gençlerin öz değerlerinden uzaklaştırılması, toplumun bütününe yönelik müdahalelerin temel araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Kadınlar üzerinde geliştirilen politikaların zamanla tüm topluma yaygınlaştırıldığı belirtilirken, bu yöntemlerle iradesizleştirilmiş ve denetim altına alınmış bir toplumsal yapı oluşturulmak isteniyor.
Bu nedenle kadınlar üzerinde yürütülen özel savaş politikalarının anlaşılması, Kürdistan’da yürütülen özel savaşın bütününü anlamanın da anahtarlarından biri olarak görülüyor. Kürt kadınlarının tarihsel direniş birikimi, toplumsallığı ve örgütlü mücadele deneyimi hedef alınırken; kadınlar kültürel, ekonomik, psikolojik, sosyal ve siyasal alanlarda çok yönlü baskılarla karşı karşıya bırakılıyor.
 
Özel savaş yaşamın her alanına yayılıyor
 
Özel savaş, yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı olmayan bir yönetim biçimi olarak tanımlanıyor. Ekonomiden eğitime, medyadan kültüre, siyasetten sosyal yaşama kadar birçok alanda etkisini gösteriyor. Yoksulluk, işsizlik ve ekonomik bağımlılık politikaları da bu savaşın araçları arasında yer alıyor. Toplumun temel yaşam koşullarından mahrum bırakılması ve ekonomik olarak bağımlı hale getirilmesi, denetim mekanizmalarının önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.
 
Toplum kırımı ve kadın kırımı
 
Kadınlar, özel savaş politikalarının en doğrudan hedeflerinden biri olmaya devam ediyor. Kadınların toplumsal yaşamdan dışlanması, iradelerinin kırılması ve özgürlük alanlarının daraltılması için çok yönlü yöntemler devreye sokuluyor. Kadınlar katletme, tecavüz, taciz, şiddet, ekonomik sömürü, zorla evlendirme, zorla doğurganlaştırma ve çeşitli baskı politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Kadın kırımı olarak tanımlanan bu saldırılar, yalnızca bireysel vakalar olarak değil, toplumsal yapıyı hedef alan sistematik politikaların sonucu olarak değerlendiriliyor.
 
Kürdistan’ın dört parçasında farklı biçimlerde uygulanan özel savaş politikalarının ortak noktası ise Kürt halkının kimliğini, kültürünü ve toplumsal varlığını hedef alması olarak öne çıkıyor. Uygulamalar ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, kadınlar ve gençler üzerinden toplumu dönüştürme ve denetim altına alma yaklaşımı ortak bir çizgi olarak varlığını sürdürüyor. Bu nedenle Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikalarının anlaşılması, yalnızca siyasal süreçleri değil, toplumsal dönüşüm mekanizmalarını da görünür kılmak açısından önem taşıyor.