Medyanın ekolojiye bakışı: Haber yok, çözüm de yok!
- 09:06 28 Haziran 2026
- Medya Kritik
Nazlıcan Nujin Yıldız
HABER MERKEZİ - Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan ekolojik yıkımlar, yaşanan diğer krizlerden bağımsız değil. Krizler karşısında yapılan haberlerin yapılış amacı ile neden yapılmadığı da medyanın bu durum karşısındaki anlayışını açığa çıkarıyor.
Dünyada yaşanan iklim krizi, doğa talanı ve buna yönelik çözüm önerilerinin en geniş yer bulduğu ve topluma aktarıldığı mecra medya oluyor. Ancak medyanın ekoloji mücadelesine, iklim krizine ve çözüm önerilerine olan yaklaşımı, tüm dünyada olduğu gibi Kürdistan ve Türkiye’de de iktidarın bakış açısından ileriye gidemiyor. 90’lı yıllarda Kürdistan coğrafyasına yönelik doğa talanının amacı, bölgeyi insansızlaştırmak adına imha hedefli iken, bugün yaşanan ekolojik yıkımların hedefi de yine asimilasyon ve rant amacıyla gerçekleştiriliyor. Öte yandan yaşanan iklim krizi ve ekolojik yıkımlara karşı toplumsal olarak yeterli bir tepki de açığa çıkamıyor. Bunun en temel nedeni, medyanın bu konuya dair yarattığı anlamlar ve aktarımlar.
Engellenen toplumsal farkındalık
Bu anlamları oluşturan ve iklim krizine dair bilgilerimizin temel kaynağı olan medya, konuya ilişkin farkındalığı ve toplumsal tutumları şekillendirmede önemli bir rol üstleniyor. Ekolojik yıkımların medya tarafından yeteri kadar ve doğru şekilde işlenmediği, haberi oluşturan durumların toplumsal farkındalık oluşturmasını engellediği ise inkâr edilemez bir gerçek. İmha odaklı doğa talanının medyada yeterince yer bulabildiğini, bulsa bile toplumsal bir farkındalık ve politika üzerinde baskı yaratacak düzeyde gündemde kalabildiğini söylemek zor. Bu konuda medya, iktidar ve sermaye sahiplerinin karşılıklı ilişkilerine odaklanmakta fayda var. Medyada ekolojiye ve iklim krizine dair hangi mesajların verildiği ve kimler tarafından şekillendirildiğine bakmak önemli.
Yapılmayan haberlerle gösterilen hassasiyet!
Son süreçte gündemde olan ABD merkezli IGNIS şirketinin Mûş'un Gimgim (Varto) ve Çewlîg'in Kanîreş (Karlıova) ilçelerinde hayata geçirmek istediği JES projeleri ve bu konuya dair yapıl(may)an haberler, medyanın ekolojik yıkımlara olan hassasiyetini de gözler önüne seriyor. Hem bölgede hem de birçok kentte sürdürülen eylemlerle projeye tepki gösterilirken, 22 köyü doğrudan etkileyecek JES projesinin iptal edilmesi talebiyle başlatılan çadır nöbeti direnişi sürüyor. Süren bu direniş karşısında sessizliğe bürünen medya, bu noktada iktidar ve sermaye sahipleriyle yaptığı görünmez iş birliğini açığa çıkarıyor.
Ne yeren ne de öven...
Özgür basın, projeye dair kapsamlı bilgilerle kamuoyunu bilgilendirmeye ve verilen mücadeleyi aktarmaya devam ederken, ana akım medya konuya dair sessizliğini koruyor. Hitap ettiği veya haberlerini maruz bıraktığı kitleye bu denli önemli bir konuda bilgi vermeyen ana akım, bunu bahsedildiği gibi karşılıklı ilişkiler nedeniyle görmezden geliyor. Sadece projelerin neden olacağı olumsuzluklar değil, başka haberlerde olduğu gibi projeleri övmek için bile haber yapmayan ana akım, övücü haberlerin bile varacağı noktayı hesap ederek toplumda yaratılacak olan soru işaretlerini de kendince engellemeye çalışıyor.
Yandaş medya tarafından konuya dair yapılan tek haber, Yeni Akit'te yer alan, “DEM Parti’den termal projeye ‘istemezük’ tepkisi!” başlıklı haberi. Haber içeriğinde, DEM Parti’nin projeye ilişkin yaptığı basın toplantısı yer aldı. Basın toplantısı dışında projeye dair bir haberin yapılmaması, yandaş medya tarafından konunun yeterince “haber değeri” taşımadığını gösteriyor.
Es geçilen sorumluluk
Sadece bu örneğe bakılarak ana akımın ekolojiye dair hiç haber yapmadığı söylenemez ancak yapılan haberlerin ucu, yapısal sorunlara ve iktidarın ekoloji politikalarına değinmiyor. Yapılan haberler ekoloji odaklı habercilikten uzakken, yaşanan doğa olayları “felaket” tanımlamasından öteye gitmiyor. Haliyle çözüm odaklı bir habercilik de açığa çıkmıyor. Ana akım medya ve yandaş medya iklim krizini, Paris Anlaşması ve Yeşil Mutabakat'ın Türkiye’ye sağlayacağı maddi kazançlar odağında haberleştirirken, şirketlerin iklim krizine dair sorumluluğu es geçiliyor. Peki bu habercilik anlayışına karşı ne yapılmalı?
İktidar ve sermayenin doğa tahribatı neye engel?
Medyanın ilk olarak yapması gereken şey, konuyu anlayarak ele alması. Haber dili noktasında ezbere kullanılan terimler dışında ekoloji odaklı bir anlayışla oluşturulacak olan dil, topluma aktarılması gerekenleri doğru bir zeminde sunmayı sağlar. Konuya dair içeriklerin çoğaltılması, ekolojik yıkımların neye hizmet ettiğinin anlatılması ve en önemlisi çözüm odaklı içeriklerin üretilmesi, önemli bir noktada duruyor. Tüm bunların yanı sıra özelde Kürdistan ve Türkiye’de iktidar ve sermaye sahiplerinin yarattığı tahribatın, toplumsal barışın ve demokratikleşmenin önünde engel olacağı unutulmamalı. Barış, yine ana akımın yansıttığı üzere sadece siyasi ilişkilere değil, kadınlarla, çocuklarla ve doğayla kurulacak ilişkilere bağlı.







