Savaş ve ekonomik kriz kadın bedenini nasıl pazara dönüştürüyor?
- 09:03 8 Temmuz 2026
- Dünya
Melek Avcı
ANKARA - Kadın hakları aktivisti Maria Dmytrieva, savaştan ve kadın yoksulluğundan beslenerek, taşıyıcı annelik şirketleri kuran zenginleri akbabalara benzeterek, bu pazarın, kadın bedeninin, çocukların ve doğurganlığın piyasa ilişkilerine dahil edilen bir sömürgecilik biçimi olduğunu ifade etti.
Savaş, yoksulluk ve ekonomik eşitsizlikler kadınların doğurganlığını küresel bir pazarın parçasına dönüştürüyor. "Rızaya dayalı" söylemiyle meşrulaştırılan taşıyıcı annelik sistemi, kadın örgütleri tarafından kadın bedeninin ve çocukların metalaştırılması olarak değerlendiriliyor. Kadın bedeni küresel piyasanın üretim alanına, çocuk ise sözleşmelerin nesnesine haline gelirken, savaş üzerinden büyüyen taşıyıcı annelik pazarı, kadınların üreme emeğini sermayenin yeni sömürü alanlarından biri haline getiriyor.
Kadın hakları alanında eğitimci olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği uzmanı kadın hakları aktivisti Maria Dmytrieva, savaşın yıkımını yaşayan Ukrayna’da taşıyıcı annelik pazarını anlattı.
“Hiçbir kadın bunu gerekçesiz yapmaz. Sadece, çok acil, paraya ihtiyaç duyduklarında, zorlukla karşı karşıya kaldıklarında bunu yapmayı düşünebilirler.”
* Ukrayna'da savaş koşullarının yarattığı ekonomik ve sosyal yıkım, kadınların taşıyıcı anne olma kararını ne ölçüde etkiliyor?
25 yılı aşkın süredir bu alanda çalışıyorum; radikal bir feministim ve taşıyıcı annelik konusundaki tutumum, bu konudaki bilgime ve siyasi duruşuma dayanıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş 2022’de değil, 2014’te başladı ve pek çok insana büyük acı ve yıkım getirdi. Çok sayıda insan yerinden edildi ancak Ukrayna, ülke içinde yerinden edilmiş insanları büyük ölçüde kendi başına barındırmayı başardı. Bu sayı yaklaşık bir buçuk milyon ile iki milyon arasındaydı. Taşıyıcı annelik sektörü ise Ukrayna’da oldukça uzun bir süredir gündemde. Bunun başlıca nedeni, bu sektörün ideal bir denge noktasını yakalamış olmasıdır. Gelişmiş bir sağlık sistemimiz var. Ukrayna’nın tamamen işgalinden önce Avrupa’ya ve diğer yerlere ulaşım imkânlarımız kolaydı.
Ayrıca, kendi ihtiyaçlarını ya da ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için sınırlı kaynaklara ve para kazanma imkânlarına sahip çok sayıda kadın vardı. 2022’deki tam kuşatmanın ardından, Ukrayna’da savaş olduğu için bebeklerini alamayan Batılı çiftlerle ilgili çok sayıda haber hızla ortaya çıktı. Bu haberleri takip ettim ve düzinelerce haberden sadece bir tanesi Ukraynalı bir taşıyıcı anneyi ismiyle anıyordu.
Ayrıca, kendi ihtiyaçlarını ya da ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için sınırlı kaynaklara ve para kazanma imkânlarına sahip çok sayıda kadın vardı. 2022’deki tam kuşatmanın ardından, Ukrayna’da savaş olduğu için bebeklerini alamayan Batılı çiftlerle ilgili çok sayıda haber hızla ortaya çıktı. Bu haberleri takip ettim ve düzinelerce haberden sadece bir tanesi Ukraynalı bir taşıyıcı anneyi ismiyle anıyordu.
Bu haber, ‘çok nazik’ olan bir İngiliz aileyle ilgiliydi: Bu aile, taşıyıcı anneyi çocuğuyla birlikte İngiltere’ye getirmişti. Çünkü Ukrayna mevzuatına göre daha doğrusu, Ukrayna mevzuatı değil, taşıyıcı annelik kliniklerinin kurallarına göre kendi çocuğu olmayan bir kadın taşıyıcı annelik yapamaz. Dolayısıyla, bu klinikler daha önce bu deneyimi yaşamış annelere ihtiyaç duyuyor. Bu İngiliz çift, bu kadını İngiltere’ye getirdi ve bebeği emzirmesi ve ona bakması için onu işe aldı. Kadın, kendi çocuğuyla ve onlar için doğurduğu çocukla birlikte kalıyor. Onlarla birlikte yaşayan bir dadı olarak kalıyor ve bu durum mutlu son olarak pazarlanıyordu haberde. Bu yüzden şunu söyleyebilirim ki, Rusya’nın işgaliyle ortaya çıkan ekonomik ve sosyal yıkım, pek çok kadını kesinlikle etkiledi. Zira hiçbir kadın bunu gerekçesiz yapmaz. Altını çiziyorum, hiçbir kadın. Kadınlar saf değildir ve o kadar kolay manipüle edilemezler. Sadece, çok acil, paraya ihtiyaç duyduklarında, zorlukla karşı karşıya kaldıklarında ve bu paranın kendi imkanlarının ötesinde olduğunu anladıklarında, bunu yapmayı düşünebilirler.
“Bu da bebeği adeta bir ürün, kadını ise bir mekanizma haline getirir. Dolayısıyla bu durum hem çocuk hem de anne için insanlık dışı bir durumdur.”
* Şirketler bu sömürü pazarını “rızaya dayalı bir fedakarlık” olarak tanımlarken, bu koşullarda verilen rızayı gerçekten özgür bir tercih olarak değerlendirebilir miyiz?
Bu durum, 'ne istersen onu yapma' şeklindeki aşırı özgürlüğü savunan neoliberal fikrin üzerine kuruluyor; ancak genellikle batılı çiftler ya da Çinli çiftler, hatta Çinli eşcinsel erkekler hiçbir baskı unsuru olmadan istediklerini yaparken, Ukraynalı kadınlar ise para ihtiyacı olduğunda istediklerini yapabiliyor. Bu yüzden taşıyıcı annelik için rıza verilebileceğine inanmıyorum çünkü taşıyıcı annelik klinikleri kadınlara gerçeği söylemiyor. Bu kadınlar kendi bebeklerinden vazgeçiyorlar çünkü anne ile çocuk arasındaki ilişki hamilelik ve doğum yoluyla kurulur. Ve bakın, her yönden donörden alınan yumurtalarda olsa ilgili kadın, donörden alınan bir bebeği doğurduğunda anne olur, değil mi? Yani doğum gerçeği onu anne yapar ve bu ilişkiyi kurar. Ancak taşıyıcı annelik durumunda herkes bu ilişkinin olmadığını varsayar ve bunun sadece mekanik bir işlem olduğunu düşündürtülür. Kadın, tabiri caizse 'gebelik taşıyıcısı' olarak bebeği doğuma kadar taşır, değil mi? Sonra da bebeği, bebeğin sahiplerine teslim eder. Bu da bebeği adeta bir ürün, kadını ise bir mekanizma haline getirir. Dolayısıyla bu durum hem çocuk hem de anne için insanlık dışı bir durumdur. Bu işi yapmak üzere kadınları işe alan şirketler, tüm bu illüzyonu paramparça edeceği için onlarla bu konu hakkında konuşmazlar. Dolayısıyla, taşıyıcı anneliğe 'anlamlı bir rıza' gösterilebileceğini hiç sanmıyorum. Ve bizim gibi savaşta olanların durumunda bu, son derece sömürücü ve son derece etik dışıdır.
* Yoksulluk, savaş ve yerinden edilme gibi faktörlerin yoğun olduğu bir ülkede taşıyıcı annelik ile kadın bedeninin sömürülmesi sizce tesadüf mü, yoksa bu pazar özellikle kırılgan koşullardan mı besleniyor?
Bence bir ülkede, taşıyıcı annelik için hem çok yoksul kadınların hem de kısıtlı ekonomik imkânların hem de gerçekten gelişmiş bir sağlık sisteminin olması gerekiyor. Bu sistem, yoksul kadınların bulundukları yere, onları sömürecek bir sağlık sistemine sahip olan bir ülkeye getirebilir. Bu nedenle, Afrika’daki bazı ülkelerde kadınların kaçırılıp sözde 'çocuk çiftliklerinde' sömürüldüğü vakalar olduğunu biliyoruz. Ukrayna’da durum o kadar da kötüye gitmedi. Ancak şirketlerin sahiplerinin çoğu, bu arada, hepsi yabancı. Bu iş, Ukraynalılar tarafından yürütülmüyor ve çoğunlukla yabancılara hizmet veriyor. Ukraynalı kadınlar zenginleşip taşıyıcı annelik yapmak istemediklerinde ne olacağı sorulduğunda, “Sorun değil. Başka yerlerde çok sayıda yoksul kadın var. Onları buraya getiririz” dediler.
“Ebeveynler, sipariş ettiklerinden farklı ten rengine sahip bir bebeği istemiyorlardı, inanılmaz değil mi? Dolayısıyla, engellilik nedeniyle bebekleri teslim almayan ebeveynlerin olduğu pek çok vaka olmuştur ve Ukrayna mevzuatına göre, bebeği doğuran anne, bebek üzerinde hiçbir hakka sahip değildir.”
* Doğan bebeklerin biyolojik aileleri tarafından alınmaması ya da engelli doğduklarında reddedilmeleri bize bu sistem hakkında ne söylüyor? Sizin gözlemlediğiniz takip ettiğiniz hikayeler var mı?
Ukrayna’da, gazetecilerin ortaya çıkardığı çeşitli nedenlerden ötürü, sipariş ettikleri bebekleri almayan müşterilerle ilgili sayısız hikâye var. Bu hikâyeleri bizzat takip etmedim. Bunlar, gazetecilerin yazılarında okuduğum hikâyeler. Sipariş veren ebeveynlerin hamilelik süresince ayrıldığı ve bebek doğduğunda artık ayrıldıkları veya boşandıkları gerekçesiyle bebeği istemedikleri durumlar oldu. Bebeğin cinsiyetinin istedikleri gibi olmaması nedeniyle de bebeği almadıkları vakalar da oldu. Bebeğin göz rengini beğenmedikleri vakalar ya da ten renginin istedikleri gibi olmadığı vakalar da vardı. Yani ebeveynler, sipariş ettiklerinden farklı ten rengine sahip bir bebeği istemiyorlardı, inanılmaz değil mi? Ayrıca taşıyıcı annelikte hamilelikler, özellikle anneler için normal hamileliklere göre dört kat daha risklidir ancak bebekler için de yüksek risklidir ve çeşitli engellilikler ile sağlık sorunları yaşama olasılığı önemli ölçüde daha yüksektir. Bu nedenle birçok durumda, sipariş veren ebeveynler, kadının kendi sağlığını veya durumunu hiç dikkate almadan sezaryenle doğum yapmasında ısrar ederler. Bu da olası komplikasyonların sayısını da artırır.
Dolayısıyla, engellilik nedeniyle bebekleri teslim almayan ebeveynlerin olduğu pek çok vaka olmuştur ve Ukrayna mevzuatına göre, bebeği doğuran anne, bebek üzerinde hiçbir hakka sahip değildir. Yasa nezdinde o, ebeveyn ya da anne olarak kabul edilmez. Dolayısıyla, bebeği alıp eve götürmek isteseler bile, yasalarımıza göre herhangi bir hakları olmadığı için buna izin verilmez. Bu tür vakalar yaşandı ve özellikle de bebeğin ebeveynlerinin uyruğuna sahip olmaması, Ukrayna uyruklu olmaması ve engelli olması durumunda durum oldukça karmaşık hale geliyor; bu durumda bebeği almaları neredeyse imkansız hale geliyor ve çocuk evlerimiz, yetimhanelerimiz bu konuyla ilgili olarak medyada da yer aldı. Dolayısıyla bu konuda çok sayıda doğrulanmış vaka var.
“Taşıyıcı annelik, zengin ülkelerin, yoksul ülkelerin kaynaklarını sömürdüğü bir tür sömürgecilik biçimidir. Bu pazarda çocuğun yararı da hiçe sayılır ve hiç dikkate alınmaz. Her şey, hizmet alan müşterilerin istek ve arzularına odaklanır.”
* Kadın bedenine dönük yaklaşımların tarihsel olduğunu biliyoruz fakat gelişen tıpla birlikte üremenin de ticarileştirilmesini kadın hakları ve insan hakları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Taşıyıcı anneliğe baktığımızda, bunun kadın haklarının ve çocuk haklarının açık bir ihlali olduğunu görüyoruz. Kadınların bedenlerinin ticarileştirilmesi, kadınların insanlık dışı muamele gördüğü toplumlarda mümkün olan bir şeydir. Bu, söz konusu yaklaşımın çok net bir tezahürüdür ve aynı zamanda birinci dünya ülkeleri ile kadınların bu şekilde muamele gördüğü ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri arasındaki güç ve ekonomik farkını da ortaya koymaktadır. Taşıyıcı annelik, zengin ülkelerin yoksul ülkelerin kaynaklarını sömürdüğü bir tür sömürgecilik biçimidir. Bu kadın haklarının ve genel olarak insan haklarını ihlalidir.
* Tek bir ülkede yasal olarak yapılsa da uluslararası bir pazar olarak işletilen bu sistemde çocuk hakları açısından en büyük riskler nelerdir?
Bebek satın alma sisteminin tamamı, pek çok feminist tarafından son derece sorunlu ve hem kadın haklarına hem de çocuk haklarına zarar veren bir uygulama olarak görülüyor. Bence taşıyıcı anneliği çocuk hakları açısından analiz edersek, evlat edinmede olduğu gibi, aday ebeveynlerin psikolojik özellikleri, ne kadar hazır oldukları, ebeveyn olmaya ne kadar uygun oldukları açısından değerlendirildiğini görürüz. Taşıyıcı annelik durumunda ise kimse ebeveynleri değerlendirmez. Her türlü sorunları olabilir, geçmişte ne tür suçları işlemiş olurlarsa olsunlar. Almanya’da bir pedofilin, bir değil, iki değil, farklı ülkelerdeki farklı kadınlardan üç çocuk yaptırdığı bir vaka olmuştu. Bebekler zamanında kurtarıldı. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne bakarsanız, çocuğun ebeveynlerini tanıma hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmiştir. Taşıyıcı annelik, çocukları bu haktan mahrum bırakır. Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun yararının öncelikli olması gerektiğini belirtir. Ancak taşıyıcı annelik durumunda, çocuğun yararı hiçe sayılır ve hiç dikkate alınmaz. Her şey, hizmet alan müşterilerin istek ve arzularına odaklanır.
Taşıyıcı annelikle ilgili en büyük, en devasa sorun şudur ki insanlar anne karnında anneleriyle bir bağ kurarlar. Doğumda annelerinden ayrıldıklarında ise, bu durum onlarda büyük bir terk edilme travması yaratır. Bu durum, evlat edinilen bebeklerde de gözlemlenmiştir. Büyüdüklerinde evlat edinildiklerini öğrendiklerinde, bu terk edilme travması nedeniyle sayısız psikolojik sorun yaşarlar. Taşıyıcı annelikte bu terk edilme travması daha da derindir ve birçok yeni ebeveyn, çocukla bir bağ hissetmediklerini ve çocuğun teselli edilemez durumda olduğunu söylüyor çünkü evet, çocuklar annelerini özler. Bu pazarda çiftler bu travmayı kasten yaratır. Örneğin İtalya, hem İtalya’da hem de başka yerlerde vatandaşları için bu uygulamayı tamamen yasaklamıştır. Sanırım geçen yıl, bir çiftin taşıyıcı annelik yoluyla dünyaya gelen bir çocuğu İtalya’ya getirdiği bir vaka olmuştu. Devlet bebeği onlardan aldı ve gerekçeleri de şuydu: “Eğer bir çocuğu satın alma fikriyle hareket etmişseniz, ebeveynlik yapamayacak kadar ahlaki değerleriniz bozuk demektir” yani ebeveynlik yapmaya uygun değilsiniz diyor. Bu çocuk evlatlık verilmek üzere onlardan alındı.
“Sanki ‘savaş varken, ucuza bebek edinmek için pek çok fırsat var’ diyorlar. Buna denir? Leşlerin etini yiyen akbabalar gibi…”
* Peki savaş devam ederken dünyanın farklı ülkelerinden çiftlerin Ukrayna'ya gelerek bu sömürüden faydalanması etik açıdan nasıl değerlendirilmeli?
Bence gelmeye bile zahmet etmiyorlar. Kendi biyolojik materyallerini ya da donörlerden aldıkları materyali gönderiyorlar ve bebekler büyükelçilikler ve özel hizmetler aracılığıyla kendilerine teslim ediliyor. Bunu son derece sorunlu buluyorum, özellikle de taşıyıcı annelik kliniklerinin savaş sürerken Avrupa ve Amerika’nın her yerinde Ukrayna’daki taşıyıcı annelik hizmetlerinin reklamını yaptıklarını ve bebekleri “anında” sunduklarını düşündüğümüzde ne kadar sömürücü davrandıklarını saklamıyorlar bile. Sanki “savaş varken, ucuza bebek edinmek için pek çok fırsat var” diyorlar. Buna denir? Leşlerin etini yiyen akbabalar gibi… Fakat bu kuşlar bile doğanın kanunu olarak, savaşın gölgesindeki Ukrayna’ya gelip bebek sipariş edip onları annelerinden alan çiftlerden daha etik yaşıyorlar.
“Bu pazarın başka ülkelere kayması bir olasılık. Karar alma pozisyonlarında daha fazla kadına ihtiyacımız var; ülkelerin ekonomi politikalarını etkileyebilecek daha fazla kadına ihtiyacımız var.”
* Ukrayna Parlamentosu bunu yasaklamayı tartışıyor sizce tek bir ülke odaklı düzenleme kadınlar için çözüm üretir mi; yoksa sektörü sadece başka ülkelere mi kaydırır? Çünkü bunun Hindistan gibi yoksul ülkelerde de yapıldığını biliyoruz.
Bence bu yasa tasarısı temelde, savaş bitene kadar bu uygulamayı yasaklamayı ve ardından her şeyin eskisi gibi devam etmesini öneriyordu. Bana göre, taşıyıcı anneliği ortadan kaldırmayan hiçbir yasa ileriye götürmez ve çözüm üretmez.
Bu pazarın başka ülkelere kayması bir olasılık. Bu yüzden, birinci dünya ülkelerine, vatandaşları için bu uygulamayı yasaklamaları konusunda çok daha güçlü bir baskı uygulamamız gerekiyor. Evet, Hindistan’da yabancı çiftler için taşıyıcı annelik yasaklanmış durumda, ancak kadınlar başka yollarla sömürülmeye devam ediyor. Bildiğim kadarıyla, yabancı müşterilere hizmet veren taşıyıcı annelik kliniklerinin açık ve yasal bir şekilde faaliyet gösterdiği bir durum yok. Ancak, bunun oldukça olası olduğunu düşünüyorum ve bu uygulamayı durdurmak için tüm üye devletlerin uluslararası düzeyde tutarlı bir çaba göstermesi gerekiyor.
* Baktığımızda erkeklerin yarattığı savaşlarda; kadınların ekonomik olarak yaşadıkları ve çocukların bir piyasa ilişkisinin parçası hâline gelmesine karşı nasıl bir mücadele yürütülmelidir? Kadın bedenine dönük yaklaşımın kök nedeni nerede aranmalıdır?
Savaşlar, kadınların ve çocukların sömürülmesini çok daha kolaylaştırır. Açıkçası, tam da bu yüzden karar alma pozisyonlarında daha fazla kadına ihtiyacımız var; ülkelerin ekonomi politikalarını etkileyebilecek daha fazla kadına ihtiyacımız var. Ülkelerin, kadınların her gün topluma kattıkları bakım emeklerini fark etmeye başlaması gerekiyor; böylece bu emek görülsün, fark edilsin, kabul görsün ve görmezden gelinmesin. Ve kadınların eğitim alması ve maddi açıdan istikrarlı hale gelmesi ne kadar kolay olursa o kadar iyi. Böylece, parası olanların gelip bebek satın alabileceği kadın sayısını ve sömürmeyi de azalacaktır.







