Emeğin görünmeyen yüzü: Tarla mesaisi
- 09:02 31 Temmuz 2026
- Yaşam
ÊLIH- Ömrü tarlalarda geçen Hamide Bahadır, kadınların görünmeyen emeğinin yaşamı ayakta tuttuğunu belirterek, yoksulluğa, ağır çalışma koşullarına ve baskılara rağmen mücadeleden hiç vazgeçmediğini söyledi.
Êlih’in Qubîn ilçesinde (Beşiri), binlerce yıllık tarihi, çok kültürlü yapısı ve tarımsal üretimiyle bölgenin dikkat çeken merkezleri arasında yer alıyor. Tarih boyunca farklı halklara ve inanç topluluklarına ev sahipliği yapan ilçe, bugün de geçmişin izlerini taşıyan tarihi yapıları, geniş tarım arazileri ve kırsal yaşam kültürüyle öne çıkıyor. Süryani mirasının önemli eserlerinden Mor Kiryakus Manastırı'nın bulunduğu Qubîn, yalnızca tarihi bir yerleşim olmanın ötesinde, kültürel çeşitliliğin ve toplumsal hafızanın izlerini bugüne taşıyan önemli bir merkez olarak önümüzde duruyor.
Êlih’in il merkezine en yakın ilçesi olarak yer alan Qubin, ekonomisini büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayandırıyor. Buğday, arpa, mercimek ve pamuk başta olmak üzere birçok tarım ürününün yetiştirildiği ilçe, verimli ovaları ve kırsal mahalleleriyle öne çıkıyor. İlçe, tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra kırsal yaşamın yükünü omuzlayan kadınların görünmeyen emeğine de büyük ölçüde ev sahipliği yapıyor. Tarlada üretimin, evde bakım emeğinin ve toplumsal yaşamın önemli bir bölümünü sırtlanan kadınlar, ekonomik zorluklar, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sınırlı sosyal olanaklara rağmen yaşamını ilçede büyük bir emek harcayarak sürdürmeye devam ediyor. Qubin’de yaşayan 72 yaşındaki Hamide Bahadır bunlardan biri.
İlçeden ilçeye savrulan bir yaşam
Hezo’dan (Kozluk) Qubin’e uzanan yaşam yolculuğunda yıllarca tarla emekçiliği yaptığını, üretimin yükünü omuzlayan kadınların görünmeyen emeğini ve yaş aldıkça ağırlaşan yaşam koşullarını anlatan Hamide Bahadır, "Küçüklüğümden bugüne kadar rahat bir yaşamım olmadı. Önce Kozluk'un Hergemo (Bölükkonak) köyünde yaşadık, ardından Seyrantepe'ye, daha sonra da Beşiri'nin Texerî (Cumhuriyet) Mahallesi'ne taşındık. Aslen Sasonluyuz. Oradaki yerimizi sattıktan sonra Beşiri'ye yerleştik. Yaşamımız hep tarla işiyle geçti. Buğday, mercimek ve arpa toplardık; tarlayı sürer, gübreler, bir yandan da ev işlerini yapardık. O yıllarda gücümüz vardı, hepsinin üstesinden gelebiliyorduk. Hasat zamanı erkeklerle birlikte 'patoz' işinde de çalışırdık. Şimdi yaşlandığım için o işleri yapamıyorum. Eskisi gibi hayvanlara da bakamıyorum, sadece birkaç tavuğum var, onlarla ilgileniyorum" ifadelerini kullandı.
‘Aç karnına tarlaya giderdik, mücadeleden hiç vazgeçmedik’
Çalıştığı tarlalarda geçen yıllarını anlatan Hamide Bahadır, emekle geçen yaşamının ardından yaklaşık 30 yıldır içinde yer aldığı mücadeleyi sürdürdüğünü belirterek, "Baskı ve zulüm altında yaşadık ama hiç kopmadım" dedi. Tüm zorluklara rağmen yaşadığı ilçeyi çok sevdiğini dile getiren Hamide Bahadır, “Eskiden kaynanam, kayınbabam ve gelinlerle birlikte tütün tarlalarına giderdik. Sabah erkenden aç karnına çalışmaya başlardık. Saat 08.00-09.00 gibi bize ekmek, ayran ve soğan getirirlerdi; öğünümüz buydu. Yaklaşık 15-20 yıl boyunca bu şekilde çalıştık. Tekel'de çalıştığım dönemde partiyle tanıştım. Yaklaşık 30 yıldır da bu mücadelenin içindeyim ve hiçbir zaman kopmadım. Ölene kadar da kopmayı düşünmüyorum. Çünkü bu mücadeleyi kendimiz için veriyoruz. Baskı ve zulüm altında yaşadık. Kardeşimin oğlu şehit düştü ama benim için yalnızca o değil; kim şehit olursa olsun benimdir. Ben hiçbir ayrım yapmıyorum" şeklinde konuştu.







