'Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz'
- 09:06 20 Haziran 2026
- Güncel
İSTANBUL - Nafaka hakkının iptal edilmesine karşı konuşan avukatlar, kadınların hukuki ve ekonomik güvencelerini zayıflatabileceğini belirterterek, haklarından vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medeni Kanunu'nun 175'inci maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” bağlanabilmesine ilişkin hükmü iptal etti. Dokuz ay sonra yürürlüğe girecek bu karar, kadınlar tarafından tepkilere neden oldu. Avukatlar, bu sürecin yeterince şeffaf yürütülmediğini belirterek, nafaka, boşanma süreçleri ve 6284 sayılı Kanun’a dair tartışmaların kadınların hukuki ve ekonomik güvencelerini zayıflatabileceğini vurguladı.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Avukat Özlem Özkan, 12’nci Yargı Paketi kapsamında gündeme gelen düzenlemelerin hazırlanış sürecinin şeffaf yürütülmediğini eleştirerek, "İtirazımız var. Yasa yapım süreçlerinde milyonlarca kadını ve çocuğu ilgilendiren düzenlemelerin kamuoyuna açıklanmadan, hangi maddelerde değişiklik yapılacağı bilinmeden hazırlanmasına karşıyız. Yasalar böyle yapılmaz. Yasa yapımı toplumsal uzlaşma konsensüsle olmalı. Kadın örgütleri, barolar, sosyal çalışmacılar ve psikologlar gibi alanın tüm muhatapları sürece dahil edilmelidir. Bu yapılmadan hazırlanan yasalara karşı çıkıyoruz. Yasaların paketler halinde ve birbirinden ilgisiz konularla düzenlenmesine de itiraz ediyoruz. Medeni Kanun bu şekilde değiştirilemez. Anayasa’da yer alan eşitlik ve laiklik ilkeleri açıktır. Medeni Kanun’daki değişiklikler bu ilkeler açısından değerlendirilmelidir.”
‘Hangi aile politikaları korunuyor?’
Aile politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özlem Özkan, şiddetin farklı boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Özlem Özkan, “Hangi aileyi koruyoruz biz burada? Şiddete rağmen devam edecek olan aile yapısını kabul etmiyoruz. Şiddetin sadece fiziksel olmadığını, psikolojik, ekonomik, cinsel ve sosyal şiddetin de bu tanımın içerisinde olduğunu ifade ediyoruz” diye belirtti.
Kararın gerekçesinin henüz açıklanmadığını hatırlatan Özlem Özkan, sürecin mevcut haliyle kamuoyunda belirsizlik yarattığını ve düzenlemelerin “Kamuoyu yoklaması” niteliği taşıdığını ifade etti. Özlem Özkan, "Gerekçe açıklandıktan sonra bizler de nasıl bir gerekçeyle süresiz ibaresinin kaldırıldığını daha net görebileceğiz. Bu aşamada ciddi ve somut değişikliklerin ne olacağına dair komisyona sunulan açık bir çerçeve olmadığı için süreci bir tür kamuoyu yoklaması olarak değerlendiriyoruz" ifadelerini kullandı.
Kadınların nafaka ve boşanma süreçlerine ilişkin bilgiye erişiminde ciddi eksiklikler bulunduğunu ifade eden Özlem Özkan, hukuki destek mekanizmalarına erişimin önemine dikkat çekerek, "Kadınların bulundukları illerdeki baroların adli yardım bürolarından, kadın örgütlerinin danışma merkezlerinden ve 7/24 hukuki destek sağlayan iletişim ağlarından yararlanması gerekiyor. Haklarımızı bilmek ve bunları etkin bir şekilde kullanmak en temel kazanımlarımızdan biridir. Ne yazık ki doğru düzgün yazılmayan dilekçeler nedeniyle kadınların haklarını etkin kullanamadığını görüyoruz" diye belirtti.
‘Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz’
Nafaka konusunda kamuoyunda yanlış bir algı oluşturulduğuna değinen Özlem Özkan, mahkemeler tarafından hükmedilen nafaka miktarlarının iddia edildiği kadar yüksek olmadığını söyledi. Kadınların hakları konusunda bilgi sahibi olmasının önemine de dikkat çeken Özlem Özkan, "Haklarımızı bilmek ve bunları etkin bir şekilde kullanmak en baştaki en temel kazanımlarımızdan biridir" dedi. Türkiye'de kadın haklarına ilişkin hukuki düzenlemelerin yönünü işaret eden Özlem Özkan, mevcut tablonun kötüye doğru gittiğini, buna karşı ise mücadeleyi sürdüceklerini söyledi. Özlem Özkan, "Olumsuz pek çok uygulamaya rağmen kazanımlarımızın arkasında durabileceğimizden eminim. Asla umutsuz değiliz ve asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz" sözlerini kullandı.
Samsun Barosu Kadın Hakları Komisyonu'ndan Avukat Merve Çiftçi Davran, boşanma süreçlerine ilişkin gündeme gelen düzenlemelerin kadınların mevcut haklarını daha da zayıflatacağını söyledi. Şiddet gören çok sayıda kadının, uzun yargı süreçlerinden kurtulabilmek için anlaşmalı boşanmayı tercih ettiğini belirten Merve Çiftçi Davran, bu süreçte birçok kadının haklarından vazgeçmek zorunda kaldığını ifade etti. Merve Çiftçi Davran, "Kadınlar anlaşmalı boşanmayı kabul edebilmek için nafakadan, tazminattan hatta velayet hakkından dahi feragat edebiliyor. Bizim söylediğimiz şey şu; anlaşmalı boşanma gibi bir yol zaten varken neden arabuluculuk gibi yöntemlerde, tek dilekçeyle, tek beyanla boşanmanın hızlandırılması konusunda bu kadar diretiliyor?" diye sordu.
'Ciddi sorunlar doğuracak'
Boşanma süreçlerinin hızlandırılmasına ilişkin tartışmaların kadınlar açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini savunan Merve Çiftçi Davran, asıl amacın erkeklerin yükümlülüklerden kurtulmasının önünü açmak olduğunu ifade etti. Merve Çiftçi Davran, "İstenen şey erkeklerin tek beyanıyla boşanabilmesi, kadınlara da 5 kuruş vermeden kapının önüne koyabilmesi. Boşanma kararı kesinleştiği anda erkek artık kadın ve çocuğu direkt kapının önüne koyabilecek. Çünkü artık aile konutu şerhi diye, aile konutu diye bir şey kalmayacak. Kadın bir yandan avukata ulaşmaya, dava açmaya çalışırken erkek kendi hayatına devam edecek" diye konuştu.
'Tedbir nafakası ortadan kaldırılacak'
Boşanma davalarının ayrılması halinde tedbir nafakasının da ortadan kalkacağına dikkat çeken Merve Çiftçi Davran, bunun kadınların ekonomik güvencesini doğrudan etkileyeceğini söyledi. Mevcut sistemde dava devam ederken kadın ve çocuk için tedbir nafakası kararı verilebildiğini hatırlatan Merve Çiftçi Davran, önerilen değişikliklerin bu korumayı ortadan kaldıracağını belirterek, "Onların derdi zaten ikinci, üçüncü evliliklerin yapılması. Kadınların ve çocukların dışarıya atılması. Kadın mal rejimi tasfiyesi, ziynet eşyası ve tazminat davalarıyla uğraşırken, erkek çoktan hayatına devam etmiş olacak" dedi.
Yasalara dokunma uygula
Nafakanın süreyle sınırlandırılmasına ilişkin tartışmaları da değerlendiren Davran, bunun kadınların boşanma sonrası ekonomik haklarına yönelik bir müdahale anlamına geldiğinin altını çizdi. Merve Çiftçi Davran, "Zaten kadının alacağı nafaka miktarı çok yüksek değil. Nafaka süresinin sınırlandırılması söz konusu olduğunda kadının boşanmadan sonra elde ettiği ekonomik hakkın doğrudan gaspı söz konusu olacak. Biz bunu iktidarın kadınlara yönelik ekonomik şiddeti olarak da betimleyebiliriz. Şu anki sistemde ekonomik ve sosyal durum araştırması yapılıyor, buna göre tedbir nafakası öngörülüyor. Bundan dahi mahrum bırakılmış olacaklar" ifadelerini kullandı.
Kadın örgütleri ve baroların taleplerinin yeni düzenlemeler değil mevcut yasaların uygulanması olduğunu belirten Merve Çiftçi Davran, "Biz kadın örgütleri ve barolar olarak yasalara dokunma, uygula diyoruz" dedi.
‘Kadın mücadelesi devam ettikçe çekilmeler olabilir’
Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı avukat Nezahat Demiray da kadınların uzun süredir gündeme gelen 12’nci yargı paketleriyle ilgili endişelerinin arttığını söyledi. Söz konusu düzenlemelerin Medeni Kanun’u etkisizleştirdiğinin altını çizen Nezahat Demiray, bu sürecin kadın mücadelesi açısından yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti. Nezahat Demiray, "Şimdi 5’nci Yargı Paketi ile başladı. Parça parça Medeni Kanun tasfiye ediliyor aslında. Ve kadın mücadelesi ısrar ettikçe de göstermelik bazı geri çekmeler oluyor ama iktidar bunu toplumsal ihtiyaç olarak sunuyor. Ama biz bu ihtiyaç sahiplerinin kim olduğunu hiç bilmiyoruz" diye belirtti.
Nafaka tartışmalarında mağdur erkek söylemi
Nafaka tartışmaları etrafında şekillenen söylemleri eleştiren Nezahat Demiray, bazı erkekleri mağduriyet üzerinden öne çıkaran platformların sürece müdahil olduğunu belirterek, bunun hukuk sisteminin bütünlüğünü bozduğunu ifade etti. Nezahat Demiray, "Mesela nafaka konusunda mağdur erkekler, mağdur babalar platformu gibi açıklanamayan 3-5 kişiden oluşan yapılar var. Onların söylentileri bile önemli oldu bu nafakanın iptali konusunda. Anayasa Mahkemesi 13 yıllık kararından döndü mesela. Bunlar bizi çok şaşırtıyor. Çünkü sistemin tutarlılığı açısından Medeni Kanu'nun bütünlüğü açısından nafaka düzenlemesinin iptal edilmemesi gerekiyordu” diye ifade etti.
‘Aile arabuluculuğuyla hukuk özelleştirilmek isteniyor’
Nezahat Demiray, nafaka tartışmalarının arkasında daha geniş bir dönüşümün hedeflendiğine işaret ederek, “Belli ki arkadaki siyasi duruş, Medeni Kanun’un gittikçe daha fazla erozyona uğratılması ve parça parça tasfiye edilmesi yönünde ve aile arabuluculuğuyla da hukuk sisteminin özelleştirilmesi anlamına geliyor. Devletin sorumluluğu bağımsız yargının devamı ve hukuk devletinin sacayağıdır. Bunu yargı alanından ve kamusal alandan çıkarmaktan bahsediyoruz. Hukuk kendi başına steril bir alan değildir. Kadın yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği bu kadar netken bu düzenlemeler kabul edilemez " sözlerini kullandı.
'Mücadele ile bugüne geldik'
Kadın hareketinin bu süreçte örgütlü bir şekilde karşı durduğunun altını çizen Nezahat Demiray, mücadele örneklerine de değinerek. "Mesela biz EŞİK olarak geçen yaz Meclis’te kadının soyadı konusunda Anayasa Mahkemesi kararına rağmen eski düzenlemeyi birebir getirmeye çalışırken bunu engellemeyi başardık. Kadın hareketleri Türkiye’de rastlantıyla ve bağışla gelmemiştir. Hep mücadele ile gelmiştir. Mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
‘Yargı paketinin içeriğini bilmiyoruz’
Yargı Paketi’nin içeriğinin belirsiz olduğuna dikkat çeken Nezahat Demiray, sürecin şeffaf ilerlemediğini savundu. Nezahat Demiray, "12. Yargı Paketi bir hayalet gibi. İçeriğini bilmiyoruz. Meclis’e gelene kadar da açıklanmayacak gibi görünüyor" diye konuştu..Uluslararası sözleşmelere de atıfta bulunan Nezahat Demiray, Türkiye’nin mevcut yükümlülüklerinin altını çizdi. "Türkiye şimdiye kadar taraf olduğu sözleşmelerle cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme yönünde bir irade göstermişti. Bundan atılacak her geri adım bu sözleşmelerin ihlali anlamına gelecektir" ifadelerini kullandı.
İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ceren Şen, 6284 sayılı Kanun’a yönelik tartışmaların son dönemde arttığını ve uygulamasında da ciddi sorunlar yaşandığını belirtti. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından koruyucu mekanizmaların zayıflatıldığını ifade eden Ceren Şen, bu zayıflatmaların şiddet mağduru kadınlar tarafından hayati risk taşıdığını ifade etti.
Ceren Şen, "6284 sayılı kanun İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığından itibaren aslında uygulamada işlevsiz hale getirildiğini görüyoruz. Önleyici tedbirlerde somut delil aranması, tazyik hapsinin tehlike somutlaşmadığı gerekçesiyle reddedilmesi ve uzaklaştırma kararlarının süresinin düşürülmesiyle karşılaşıyoruz" dedi.
Sistematik eğitimlerle 6284 anlatılmalı
6284 sayılı Kanun’a ilişkin toplumsal bilgi eksikliğinin de hala devam ettiğine ve yanlış bir algı oluşturulduğuna değinen Ceren Şen, bilgilendirme çalışmalarının farklı kanallar üzerinden yürütüldüğünü söyledi. Ceren Şen, “Hem aile düzeninin bozulması, hem de erkeklerin iftirayla karşı karşıya kalması ve erkeklerin mağdur olması üzerinden bir kampanya yürütüldüğü için hem siyasi iktidar tarafından hem de toplum tarafından bunun aslında yaygınlaştığını düşünüyoruz ama kadınlar açısından ve LGBT artıları açısından belki de 6284 sayılı kanunun nasıl uygulandığını bilmiyor olabilirler.Sistematik olarak eğitimler veriyoruz. Hem meslek içi hem de belediyeler ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bilgilendirme çalışmaları yapılıyor” şeklinde ifade etti.
Süreç şeffaf yürütülmüyor
6284 sayılı Kanun’un paket yasalar içinde diğer düzenlemelerle birlikte tartışılmasını da eleştiren Ceren Şen, sürecin şeffaf ilerlemediğini ifade etti. Ceren Şen, "Paket şeklinde değişiklikler yapılıyor ve suça sürüklenen çocuklar ile LGBTİ+’ların beden uyum süreçleri bile aynı paketin içinde tartışılıyor" dedi.Yasanın İstanbul Sözleşmesi ile doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Ceren Şen, koruma ve önleme mekanizmalarının önemine dikkat çekti. Ceren Şen, "6284 sayılı kanun İstanbul Sözleşmesi’ne atıf yapan, önleme, koruma ve kovuşturma mekanizmalarını içeren bir kanundur. Bu yapının değiştirilmesi halinde ciddi riskler öngörüyoruz" diye belirtti.
‘Koruma mekanizmaları sınırlı’
Kadınların geçici maddi destek mekanizmalarında bahseden Ceren Şen, uygulamadaki sınırlılıklara dikkat çekti. Ceren Şen, "Geçici maddi yardım, barınma ve koruma mekanizmaları mevcut ama verilen destek oldukça sınırlı. İzmir özelinde bahsedersem 2025 yılında yalnızca 25 dosyaya müdürlük aracılığıyla yardım verilmiş, mahkeme aracılığıyla ise 218 kişiye ulaşılmıştır" şeklinde konuştu. Ceren Şen, kadınların haklarını kullanabilmesi için mevcut yasal mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.








