Aile-polis-devlet üçgeninde bir katliam: İlayda Zorlu
- 09:04 2 Mayıs 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - İlayda Zorlu’nun şüpheli ölümünü değerlendiren Halkevleri Kadın Sekreteri Çiğdem Serin, polis tarafından yapılan aile aramalarının genç kadınlar üzerinde baskı ve denetim aracına dönüştüğünü belirterek, “Aile, devlet ve polis marifetiyle bir katliam olarak ele alıyoruz bunu” dedi.
18 Nisan’da Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi İlayda Zorlu, polisin kendisini hedef göstererek, ailesini arayıp “8 Mart ve kadın eylemlerine katılıyor” demesi sonucu şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Polis babasının ateşli silahıyla vurularak şüpheli şekilde yaşamını yitiren İlayda Zorlu, olayında erkek devletin genç kadınları mücadeleden düşürmek için aileyi devreye soktuğu, aile üzerinden kadınlar üzerinde baskı oluşturmaya çalıştığı bir kez daha açığa çıktı.
Halkevleri Kadın Sekreteri Çiğdem Serin, polisin aile aramalarının kadınların yaşamına mal olduğunu, iktidarın aile yılı politikaları ile bağını değerlendirdi.
Aile-polis-devlet üçgeninde katliam
Yerel basında önce “kaza” ardından “intihar” olarak verilen İlayda Zorlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma sürecinin devam ettiğini ve baroların da sürecin takipçisi olduğunu söyleyen Çiğdem Serin, bu olayın araştırılması gerektiğini belirtti. Çiğdem Serin, “İlayda'yı katleden kurşun babasının tabancasından çıktı. Ölüm nasıl gerçekleştiyse gerçekleşti aile, devlet ve polis marifetiyle bir katliam olarak ele alıyoruz bunu. Katledilmiştir İlayda çünkü bir süredir sistematik olarak genç kadınlar üzerinde aile aramaları yapılıyor. Hatta kadın öğrencilerin yurtlarına yönelik baskılar gerçekleştiriliyor. Mersin'de bunun pek çok örneğini gördük. Ankara'da gördük, bugün hala İlayda'nın ölümünden sonra bile İzmir'de üniversiteli kadınların ailelerinin arandığı bilgisine ulaşıyoruz. Basına da yansıyor bunların bir kısmı. İlayda, 8 Mart'ta katıldığı, kadın mücadelesinde olduğu için hak mücadelesi veren bir üniversite öğrencisi, özelinde de kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini veren bir kadın olduğu için vizelerden sonra memleketine gittiğinde polis babası polisler tarafından aranarak 'kızınız yasa dışı örgütlere üye, yasa dışı örgütle ilişkisi var' üzerinden asılsız, provokatif söylemlerle aileye yalan yanlış beyanlarda bulunuluyor. 18 yaşın üstünde bir kadının ailesi aranıyor. Buna defalarca şahit olduk. Aile baskısı ile mücadele veren kadınlar sindirilmeye çalışılıyor” dedi.
‘Devlet aile içindeki erkekle işbirliği kuruyor’
Bunun iktidarın ilan ettiği “Aile 10 Yılı” içerisinde polisin kışkırtmasıyla gerçekleşen bir kadın katliamı olduğunu belirten Çiğdem Serin, “Bu bir erkek devlet şiddetidir. Biz bu erkek devlet şiddetini çeşitli biçimlerde görüyoruz. Özellikle eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınların sokaklardaki mücadelesini engellemek için... Kimi zaman bunlar para cezaları olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman polis barikatı olarak karşımıza çıkıyor. 19 Mart sürecinden hatırlarız. Çıplak aramalar, eylemlerdeki cinsel tacizlerle karşımıza çıktı. Bazen de bu erkek devlet şiddetini, direkt kadınları baskı ve denetim altına almak için aile içerisindeki erkekle işbirliği biçiminde görüyoruz. Bir süredir de yaşanılan budur. Haklar için mücadele eden üniversite öğrencilerine yönelik aile aramaları, ajanlaştırma çalışmaları çok yaygın. Üniversitelerin olduğu kentlerde özellikle çok yaygın görülüyor. Evet, erkek öğrenciler üzerinde de aile baskısı oluyor ama kadın öğrenciler üzerindeki aile baskısının boyutlarının çok farklı olduğunu biliyoruz. Bir patriyarkal baskı, aynı zamanda bu iktidarın aile politikalarından kaynaklı baskı ve denetim mekanizmalarının çok fazla artmış olması maalesef ki mücadeledeki bir kadın arkadaşımız katledilmesiyle sonuçlandı. Öfkeliyiz, üzgünüz” diye belirtti.
'Bu yaptığınız bir kadının hayatına mal olabilir' dedik’
“Bugün bu aile aramalarının, iktidarın aile politikalara ve kendi politikalarına pek çok yönlü yaradığını görüyoruz” diyen Çiğdem Serin şöyle devam etti: “ Bir taraftan patriyarkal kapitalizmin ihtiyaçlarına göre ürettiği politikalar, bir yandan da faşizmin baskı araçları olarak bu rejimin ihtiyacını görüyor. Patriyarkal kapitalizmin ihtiyacı, bugün kadınların üretim ve yeniden üretim alanındaki emeklerine el konulması, bu emeği sömürmek için de biliyorsunuz aile ve iş yaşamının uyumlaştırılması adı altında kadınların güvencesiz esnek çalıştırılması, asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu koşullarda kadın emeği üzerinden asgari ücretin bu kadar aşağılara çekilmesi, yoksullaştırma politikalarının bir aracı olarak aile politikalarının karşımıza çıktığını görüyoruz. Ama bu politikalar karşısında direnen, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınlar için de bir baskı aracı bu aile politikaları. Bugün bu aile politikalarıyla özellikle genç kadınların üzerindeki baskı ve denetim bu kadar arttırılmışken defalarca uyardık. Bu iktidarı defalarca uyardık. Gerek üniversite öğrencileri, üniversite örgütleri, gerekse kadın örgütleri 'bu yaptığınız bir kadının hayatına mal olabilir' dedik. Ve maalesef bu sonuçla karşılaştık.”
‘Sorumlu aile politikaları ile Saray’a bağlı bakanlıklarıdır’
Yine benzer biçimde kadınların jinekolojik muayene ve sağlık bilgilerinin, kadınlardan habersiz olarak 1 buçuk yıl önce ailelerine mesajlarla iletildiğinin açığa çıktığını hatırlatan Çiğdem Serin, “1 buçuk yıl önce Sağlık Bakanlığı önünden de seslendik. Patriarkal baskıyı, aile politikaları ile kadınlar üzerindeki denetimi baskıyı bu kadar arttırdıkları süreçte kadınların jinekolojik muayene sonuçlarını aileye bildirdiler ve özellikle ailedeki erkekler; babalara, kocalara, erkek kardeşlere bildirildi, 'kadınların ölümüne sebep olur, bunun hesabını sorarız' demiştik. Bugün geldiğimiz noktada bu aile baskısının bir kadın arkadaşımızın hayatını almasıyla sonuçlandığını gördük. Ne yaparlarsa yapsınlar, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınlara engel olamayacaklar ve İlayda'nın öldürülmesinde bütün sorumlular açığa çıkana kadar da biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün bu yaşanan ölümün, İlayda'nın katledilmesinin sorumlusu aile politikalarıyla saray rejimidir. Aynı zamanda saray rejiminin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'dır. Kanunsuzca polis aramalarına yol veren İçişleri Bakanlığı'dır. Bugün bu aramayı kim yaptıysa, kimler yaptıysa, emri kimler verdiyse, tüm bunlar açığa çıkarılmalıdır ve yargılanmalıdır. Bu baskı politikalarına, aile aramalarına da son verilmelidir. Bu aile aramaları son bulana kadar da biz bu işin peşini bırakmayacağız. Emniyeti de yasa dışı aramaları yapanları da ifşa etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Sermaye için geleneksel ‘makbul kadın’ rolü gerekli
Bu aile politikaların sermayeden de bağımsız düşünülemeyeceğini ve kalkınma programlarının bir kısmını da bu aile politikalarının oluşturduğunu belirten Çiğdem Serin, ikisi arasındaki bağı şöyle açıkladı: “ Kadınların bedenleri ve hayatları üzerindeki emekleri üzerindeki denetimi arttırmak üzere aile politikaları hayata geçiriliyor. Aile yılı ilan ettiler geçen yıl. O da yetmedi. Aile 10 yılı ilan ettiler. Aslında sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda aile politikaları oluşturuluyor. Baktığımızda 'Aile 10 yıl' 12. Kalkınma planında aileye atıf yapıldığını görüyoruz. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda aile politikaları hayata geçiriliyor. Bu yoksullaştırma politikalarına baktığımızda, asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu koşullarda yani tencerenin nasıl kaynayacağı, bakım hizmetleri, yaşlı bakımından çocuk bakımına kamusal olması gereken bütün işlerin kadınların omuzlarına yıkıldığını görüyoruz. Bunun sağlanması için de kadınların aile içerisinde geleneksel aile modeli içerisinde 'makbul kadın' rollerinde tüm bu üretimi gerçekleştirmesi gerekiyor. Bir taraftan bir açısı bu. Bir açısı da yine sermayenin çıkarları doğrultusunda ücretli emek alanında da kadın emeği sömürüsünü garanti altına almak için yine aile politikalarına sığınıyor.
12. Kalkınma Planı ile aile politikaları iç içe
'Ailenin Güçlendirilmesi ve Korunması Vizyon Belgesi'ne baktığımızda orada aile ve iş yaşamının uyumlaştırılması başlığı altında bir şey görüyoruz daha görüyoruz. Aile ve iş yaşamının uyumlaştırılması demek kadınların daha esnek, güvencesiz çalışması demek. Burada da 12. kalkınma planıyla, emek sömürüsüyle aile politikalarının nasıl iç içe geçtiğini görmüş oluyoruz. Ama dediğim gibi aynı zamanda aile, bu iktidar açısından faşist uygulamalarının bir aracı olarak da karşımıza çıkıyor. Kadınların denetim altına alınması yani erkek devletle ailedeki erkek tarafından onun iş birliğiyle denetim altında tutulması; bu şekilde sokaktaki mücadelenin kırılması, denetlenmesi, mücadeleden düşürülmesi için aile aramalarını, çeşitli baskı mekanizmalarını hayata geçiriyorlar.”
‘Yapısal şiddetin araçlarını ifşa edeceğiz’
Fakat tüm bu baskı ve denetime rağmen kadınların mücadeleden kopmadığını söyleyen Çiğdem Serin, “Bugün hala kadınlar sokaklarda mücadele ediyorsa, birbirinin hesabını soruyorsa bu çabaları da boşuna. Ancak maalesef bir yandan da bir kadın arkadaşımızın hayatını kaybetmesi ile karşı karşıya kaldık. Bunun son bulması için de hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz. Bugün İlayda'nın katledilmesiyle birlikte tekrardan karşımızdaki yapısal şiddet en çıplak haliyle görünür hale geldi. Burada az önce saydığım Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı'ndan, İçişleri Bakanlığı'na, iktidara iktidarın bütün aslında mekanizmalarına kadar içerisinde aile, aile politikaları hepsinin sorumluluğu var. Karşımızda bir yapısal şiddet var. Bizler Halkevci kadınlar olarak bu yapısal şiddete karşı hem bireysel olarak güçlenmeyi sağlayan hem de kolektif olarak güçlenmeyi sağlayan çeşitli araçlar, çeşitli çalışmalar üretmeye çalışıyoruz. Sokaklarda mücadele etmeye devam edeceğiz bu aile politikaları karşısında. Bu yapısal şiddetin tüm araçlarını, tüm kurumlarını bulunduğumuz her yerde ifşa etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.








