ÖHD: Cezaevlerindeki yaşam hakkı ihlalleri sürecin ruhuna aykırıdır
- 13:45 18 Mayıs 2026
- Hukuk
ANKARA - ÖHD Ankara Şubesi, İç Anadolu’daki cezaevlerine dair hazırladığı raporda, kelepçeli muayene, çıplak arama dayatmaları, geciken hastane sevkleri, ağır tecrit koşulları ve şüpheli intihar vakalarının yaşam hakkını tehdit ettiğini belirtirken, bunun sürecin ruhuna uygun olmadığını söyledi.
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Cezaevi Komisyonu, İç Anadolu’daki cezaevlerinde bulunan hasta tutsaklara ilişkin Bestekar Sokak’ta bulunan dernek binasında raporunu açıkladı. ÖHD, İç Anadolu Bölge Cezaevleri’nde gerçekleştirilen ziyaretlerden edinilen gözlem ve tespitler sonucunda; tutsakların fiziksel tecrit, sosyal izolasyon, önleyici koşullar ile birinci basamak, ikinci basamak ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerine erişimde karşılaşılan engellemeler sebebiyle sağlık haklarının ihlal edildiğinin tespit edildiğini raporunda kaydetti.
Raporun özetini ÖHD adına avukat Fatma Sürücü okudu.
‘Hastane sevkleri nedeniyle tedavi engelleniyor’
Hapishane Komisyonu’nun 2025 yılının son 3 ayı ve 2026 yılının ilk 3 ayında yapılan ziyaretlerinden aktardıkları, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ankara Şubesi tarafından ziyaret edilen Afyon 1 Nolu T Tipi, Bolvadin T Tipi, Çorum L Tipi, Sungurlu T Tipi, Yozgat 1 Nolu ve 2 Nolu T Tipi, Kırşehir S Tipi ve YGC, Eskişehir H Tipi, Kırıkkale F Tipi, Karabük T Tipi, Ankara Sincan Kadın Kapalı, Ankara Sincan 1 ve 2 Nolu YGC cezaevlerine yapılan ziyaretlerin bulgularını aktaran Fatma Sürücü, bu cezaevlerinde bulunan hasta tutsakların hastane sevklerinde ağız içi arama, kelepçeli muayene, çıplak arama gibi dayatmalar ve işkenceler sonucu hastaneye gitmekten dahi vazgeçmek zorunda bırakıldıklarını açıkladı.
‘Cezalandırmanın ötesine geçen yaşam hakkı ihlalidir’
Fatma Sürücü, “Kırşehir S Tipi ve Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanelerinde tutulan Cemil İvrendi, Sincan T Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Pınar Tikit ve Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde bulunan Aydın Altığ’ın hem ağır sağlık sorunlarıyla yaşam mücadelesi verdikleri hem de koşullu salıverilme tarihleri gelmiş olmasına rağmen tahliyeleri engellenmiştir. Sağlık durumları hapishane koşullarında kalmaya elverişli olmayan bu mahpusların, keyfi kurul kararlarıyla cezaevinde tutulmaya devam edilmesi; cezalandırmanın ötesine geçen, yaşam hakkını ve insan onurunu doğrudan tehdit eden ağır bir hak ihlali niteliği taşımaktadır” sözlerini kullandı.
Cezaevlerinde şüpheli intiharlar
Raporda dikkat çeken en ağır başlıklardan birinin ise tecrit koşulları ve şüpheli intihar vakaları olduğuna dikkat çeken Fatma Sürücü, “Özellikle Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde son 3-4 ay içerisinde yaklaşık 10 intihar vakasının yaşandığı, son olarak A.T. isimli bir mahpusun yaşamını yitirdiği ve tüm bu vakaların şüpheli bulunduğu aktarılmıştır. Kırşehir S Tipi Hapishanesi’nde de sık sık intihar girişimlerinin yaşandığı, yakın zamanda iki mahpusun yaşamını yitirdiği, adli mahpusların sürekli kendilerine zarar verdiği ve geceleri koğuşlardan ağlama ile haykırma seslerinin yükseldiği belirtilmiştir. Raporda, özellikle S Tipi ve Yüksek Güvenlikli Hapishanelerde uygulanan yoğun tecrit rejiminin mahpusların ruhsal bütünlüğü üzerinde yıkıcı sonuçlar yarattığı ve intihar riskini artırdığı açık biçimde ifade edilmektedir” diye belirtti.
‘Çıplak arama ve ring araçlarında bekletme’
Açıklamanın devamında Fatma Sürücü şunları aktardı: “Raporda ayrıca kelepçeli muayene uygulamalarının yaygın olduğu, mahpusların saatlerce ring araçlarında kelepçeli bekletildiği ve doktor muayeneleri sırasında jandarmanın odada bulunduğu aktarılmıştır. Sungurlu T Tipi Hapishanesi’nde bir mahpusun üstü soyularak çıplak arama yapılmak istenmesi nedeniyle hastaneye götürülmediği; Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde ise mahpusların dış hastanelere sevk sırasında yaklaşık 7 saate varan sürelerle ring araçlarında kelepçeli bekletildiği belirtilmiştir. Raporda bu uygulamaların hem sağlık hakkını hem de insan onurunu ihlal ettiği vurgulanmaktadır. Mahpusların hastaneye sevkleri zamanında yapılmamakta, 3 ay, 5 ay, 1 seneyi bulan sürelerde sevklerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Sevk yapılan durumlarda ise gerekli tetkikler için çok uzak tarihlere gün verildiği ve sevklerin personel yetersizliği sebebiyle ertelendiği, mahpusların tetkik ve tedavilerine götürülmedikleri yapılan tespitler arasındadır.
‘Cezaevlerindeki ihlaller sürecin ruhuna aykırıdır’
Bir yandan silahların sustuğu, barış ve demokrasi umudunun yeşerdiği bir dönemde iken hâlâ hapishanelerde sağlık sorunlarını konuşmak, hasta tutsakların tahliyesini istemek utançtır. Sayın Öcalan tarafından başlatılan barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna da aykırı olarak hapishanelerden yaşam hakkı ihlallerinin gelmesi kabul edilemez. Bu sürecin samimiyetinin ölçüsü, cezaevlerindeki hak ihlallerine son verilmesi ve hasta tutsaklar başta olmak üzere temel hakların koşulsuz güvence altına alınmasıdır. Raporda anılan ihlaller, cezaevi idarelerinin ve personelinin yerel ve uluslararası sözleşmelere aykırı, keyfi uygulamalarından kaynaklanmakta olup sonuçları itibarıyla sağlık hakkının, tedaviye erişim hakkının ve bazen sonuçları itibarıyla yaşam hakkının ihlaline sebep olmaktadır. Hapishane idaresi ve personelinin hak ihlaline neden olan bu uygulamalara bir an önce son vermesi ve devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi, söz konusu hapishane uygulamalarının kanunda belirtilen standartlara uygun hale getirilmesi gerekmekte olup bu kapsamda Adalet Bakanlığı’na ve Cezaevi İdarelerine, ulusal ve uluslararası mekanizmalara bir kez de sizler aracılığıyla seslenmek istiyoruz ve taleplerimizi yineliyoruz.”







