'Tesadüf diyemeyeceğimiz yerlerde yangınlar çıkıyor’

  • 09:04 3 Ağustos 2026
  • Ekoloji
Beritan Tunç 
 
İZMİR – Yangınların ardından yaşanan yıkımın kadınların yaşam alanlarını etkilediğini ifade eden iklim aktivisti Ayşe İdil Gökber, iklim krizinin yanı sıra ihmal edilen önlemler, enerji nakil hatları ve rant politikalarının ekolojik tahribatı büyüttüğünü belirtti.
 
İklim krizinin derinleşmesiyle birlikte Türkiye'nin ve Kürdistan’ın birçok kentinde orman ve kırsal alan yangınları peş peşe yaşanırken; Ege Bölgesi, 2026 yazında yüksek sıcaklıklar, kuraklık ve şiddetli rüzgârın etkisiyle yeniden orman yangınlarının merkezlerinden biri oldu. Verilere göre yalnızca İzmir ve Manisa'da yılın ilk yedi ayında 106 orman yangını meydana geldi. Bölge, son on yılda da Türkiye'de en fazla orman yangını görülen alanlar arasında yer alırken; yangınlar yalnızca orman ekosistemlerini değil, tarım alanlarını, yaban yaşamını, kırsal yerleşimleri ve bölge halkının yaşam alanlarını da geri dönüşü zor biçimde etkiliyor. Yangınların ardından yaşam alanlarının, orman ekosistemlerinin ve kırsal üretimin geri dönüşü zor biçimde tahrip olması; ekolojik yıkım, kamusal sorumluluk ve rant politikaları tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
 
Çevre aktivisti Ayşe İdil Gökber yangınların yalnızca iklim krizinin değil, önleyici kamu politikalarındaki eksikliklerin ve ekolojik yıkımı derinleştiren uygulamaların sonucu olduğunu kaydederek, söndürme odaklı yaklaşımlar yerine koruyucu ve önleyici mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
 
‘Gerekli önlemler yeterince alınmıyor’
 
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), İtfaiye ve Kent Konseyi'nin yangınlara dair düzenlediği seminere katıldığını ve oldukça verimli geçtiğini dile getiren Ayşe İdil Gökber, şunları söyledi: “Gediz Elektrik, AFAD, İtfaiye, Elektrik Mühendisleri Odası, Orman Mühendisleri Odası ve konuyla ilgili bütün kurumların katılımıyla gerçekleşen çok güzel bir konferanstı. Biz de bilgilendik. Fakat yine de gerekli önlemlerin yeterince alınmadığını görüyoruz. Genelde yangın başladıktan sonra müdahale etmek hem ekonomik açıdan hem de sonuçları itibarıyla çok daha zor oluyor. Oysa önlemlerin önceden alınması çok daha basit ve yerinde. En önemli problemlerden biri de yangının ormandaki kuru otlar üzerinden ilerlemesi. Bu nedenle ormandaki ve yol kenarlarındaki kuru otların temizlenmesi gerekiyor. Maalesef bu temizlik yapılmıyor. Örneğin İspanya ve İtalya'da bunlar yapılıyor. Yere atılmış bir izmarit ya da pet şişe bile bu yangınların başlamasına neden olabiliyor. Aynı zamanda köylerde artık orman köylüleri kalmadı. Hayvancılık bitirildi. Hayvanlar bu kuru otları yiyordu; maalesef artık bu da yok. Eskiden köylerde sürekli maaş alan ve yangına müdahale eden çalışanlar bulunuyordu. Bunlar köyü ve araziyi çok iyi tanıyan kişilerdi. İtfaiye geldiğinde, her ne kadar teknik sistemler ve bilgisayar destekli arazi bilgileri olsa da araziyi bilen insanların katkısı çok önemli oluyor. Hem bu bilgiye sahip hem de söndürme konusunda canla başla mücadele edebilecek maaşlı insanların önceden bulunması çok daha iyiydi. Maalesef bu kişiler artık yok.”
 
‘Enerji nakil hatları da yangınlara neden oluyor’
 
Yangın başladığında yaşanan başka bir problemin, video çekmek ya da yardım etmek amacıyla bölgeye gelen kişilerin yolları kapatması olduğunu kaydeden Ayşe İdil Gökber, geçen yıl Ödemiş'teki yangında bir muhtarın kendi inisiyatifiyle yolları kapatarak insanların bölgeye gelmesini engellediğini anımsattı. Yangın başlar başlamaz elektriğin kesildiğini belirten Ayşe İdil Gökber,  “Elektrikler kesildiğinde kuyudan su çekilemiyor, buzdolapları çalışmıyor. İtfaiyecilerin soğuk suya, hayvanların ise suya ihtiyacı oluyor. Ayrıca kuyudan su çekilerek yangına müdahale edilmeye çalışılıyor. Bunlar da yapılamıyor. O durumda belediye jeneratör sistemi getiriyor, depolama sistemleri getiriliyor. Ancak onlar gelene kadar doğal olarak zorluk yaşanıyor. Bir de kuru otların temizlenmesiyle ilgili şehir içinde güzel örnekler var. Narlıdere Belediyesi böyle bir uygulama yapıyor. Temizliği kendisi yapıyor; özel arazideki kişiler temizlemediğinde ise masrafı daha sonra arazi sahibinden tahsil ediyor. Daha önce Buca'da bir Yangın Eğitim Merkezimiz vardı. İtfaiyenin kullandığı bu yer maalesef ellerinden alındı ve Güzel Sanatlar Fakültesi'ne dönüştürüldü. Bu da düşündürücü bir durum. Yangınların çıkış nedenlerinin büyük bölümü insan kaynaklı olsa da enerji nakil hatları da yangınlara neden oluyor. Bu oran yüzde 5 ila 10 arasında seyrediyor” dedi.  
 
‘Yangınlar için önleyici faaliyetler çok daha etkili’
 
Enerji nakil hatlarının altındaki kuru otların temizlenmesi gerektiğini ifade eden Ayşe İdil Gökber, “Gediz Elektrik yıllık bakımların düzenli olarak yapıldığını söyledi. Ancak enerji nakil hatlarının yüzde 35'i 30 yaşın üzerinde; yani oldukça eski durumda. Gelişmiş ülkelerde bu nakil hatları yer altından geçiyor. Böylece hem risk oluşturmuyor hem de bakım maliyetleri çok daha düşük oluyor. İlk etapta yer altına alınmaları için bir maliyet oluşuyor ama sonrasında bakım maliyetleri ciddi şekilde azalıyor. Çünkü ısıdan ve çevresel koşullardan daha az etkileniyorlar. Atılan bir izmaritin ya da pet şişenin nasıl yangına neden olabileceğini biliyoruz. Özellikle iklim krizinin etkisiyle bu alanlar çok daha yanıcı hâle geldi. Siz de görüyorsunuz; bunlar yapılmıyor. Yangın çıktıktan sonra helikopterler ve diğer araçlarla müdahale etmek yerine önleyici faaliyetleri yürütmek çok daha kolay ve etkili. Ama maalesef bu konuda ciddi eksikler var. Enerji nakil hatları çok eski. Yenilenmeleri gerekiyor. Çünkü bunlar da yangınlara neden oluyor. Geçen yıl Bayındır'da çıkan bir yangında saman balyeleri kamyonete yüklenirken elektrik nakil hattına temas ediyor ve bu şekilde yangın çıkıyor. Köyde de kuru otlar çok olduğu için yangın hızla büyüyor. Yangına müdahale sırasında da sorun yaşanıyor. Orman ekipleri gelmeden önce başka ekipler müdahale edemiyor. Mesela henüz yangın ormana sıçramamış olsa bile, ‘Ben müdahale edemem. Hem tüzüğümüzde yok hem de bunun eğitimi bizde yok’ diyorlar. Örneğin ev yangınına müdahale edemiyorlar. ‘Tüzüğümüzde olmadığı için’ diyerek arazözle eve su sıkamıyorlar. Oysa bu arazözler çok işlevsel araçlar. Hem köpük hem su sıkabiliyor, gerektiğinde kendilerini de ıslatabiliyorlar. Bu konuda sorun yaşandığını bölgedeki muhtarlar söylüyor. Muhtarlara yangın tankerleri dağıtılıyor. Geçen yıl 1018 yangına, itfaiye gelmeden önce bu tankerlerle müdahale edildi. Bunlar çok değerli çalışmalar” sözlerini kullandı.  
 
‘Tesadüf diyemeyeceğimiz yerlerde yangınlar çıkıyor’
 
Önleyici çalışmaların hâlâ çok yetersiz olduğunu vurgulayan Ayşe İdil Gökber, yaklaşan yangınlara karşı hazırlıklı olunmadığını söyledi. İklim kriziyle birlikte çıkan yangınların kontrol altına alınmasının ve söndürülmesinin giderek zorlaştığını belirten Ayşe İdil Gökber, şöyle konuştu: “Eskiden yangınların akşam saatlerinde yavaşladığı, soğuduğu bir evre olurdu. Artık o evre de yaşanmıyor. Yangınlar çıktığında çok geniş alanlar yanıyor. Ben bunun ekokırım politikalarının bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Çünkü rant açısından çok değerli bölgeler yanıyor. Bununla ilgili önleyici tedbirler de alınmıyor. Bunlar çok düşündürücü. Çok büyük eksikler var. Bunca eksiğe rağmen helikopter alımı yerine bahsettiğim önlemlerin alınması çok daha etkili olacaktır. Az önce de söylediğim gibi, tesadüf diyemeyeceğimiz yerlerde yangınlar çıkıyor. Bir bakıyoruz, bir alan yanıyor; daha sonra oraya oteller inşa ediliyor. Doğa elbette zamanla kendini toparlıyor. Orman yeniden oluşabilir, ağaçlar tekrar çıkabilir. Ama bu çok uzun zaman alıyor. Buna rağmen o alanların kısa sürede ranta açılması düşündürücü oluyor.”
 
‘Ekolojik yıkımın kadınlar üzerindeki etkisi çok fazla’
 
Kadınların doğanın içinde, hayvancılıkta ve tarımsal üretimde yer aldığını kaydeden Ayşe İdil Gökber,  “Üretimden gelen bir güçleri oluyor kadınların. Ama şehre geldikleri zaman ikinci plana itiliyorlar, daha çok evin içine sıkıştırılıyorlar. O yüzden ekolojik yıkımın kadınlar üzerindeki etkisi çok fazla oluyor. Doğayla iç içe yaşarken üretimden gelen güçlerini kullanabiliyor, söz sahibi olabiliyorlardı. Köyde akrabalık ilişkileri içerisinde birbirlerinin evlerine rahatça girip çıkabiliyor, daha özgür yaşayabiliyorlardı. Şehre geldiklerinde ise tanımadıkları bir ortamda daha yalnız hâle geliyorlar. Şu anda önlenebilir bir yıkım yaşanıyor. Bunun için hem toplum olarak daha bilinçli olmamız gerekiyor. İzmarit ve pet şişeler konusunda daha dikkatli olmalıyız. Aynı zamanda devlet ve hükümet üzerinde, alınması gereken önlemler konusunda daha fazla baskı oluşturulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.