Nursel Aydoğan: Devlet artık işi yokuşa sürmemeli

  • 09:01 10 Mayıs 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA – Siyasetçi Nursel Aydoğan, sürece dair yaşanan tartışmalara ilişkin, “Sayın Öcalan'ın sürece siyasallaşma koordinatörü olarak katılacak olması son derece önemli. Çünkü Sayın Öcalan zaten bu süreçte baş müzakereci olarak görev alıyor. Türkiye, bu devlet ciddiyetini artık çok fazla işi yokuşa sürmeden ortaya koymalıdır” dedi.
 
Son dönemde iktidarın atmadığı hukuki ve siyasi adımlar nedeniyle durağanlaşan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, Mayıs ayının başıyla birlikte yeniden hareketlilik kazandı. Apocu Hareket tarafından PKK’nin fesih kongresinin yıldönümünde yapılan açıklamada, “sürecin ilerlediği” yönündeki resmi söylemin aksine, ciddi tıkanma noktalarının bulunduğuna işaret edilerek bu sorunların aşılması çağrısı yapıldı.
 
PKK’nin fesih kongresinin yıldönümünde yapılan açıklamayı ve iktidarın sürece dair pratiğini siyasetçi Nursel Aydoğan değerlendirdi.
 
‘İmralı’dan mesaj gelecek arzusu vardı’
 
5-7 Mayıs 2025’te yapılan fesih kongresinin Kürt özgürlük mücadelesi tarihinde önemli bir gün olduğunu söyleyen Nursel Aydoğan, Apocu Hareket yönetiminden gelen açıklamanın önemli olduğunu ancak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan da bir mesaj beklendiğini ifade etti. Nursel Aydoğan, “İmralı'dan önemli bir açıklama gelebilir düşüncesiyle, arzusuyla ve beklentisiyle uyandık. Sabahın ilk saatlerinde ise Apocu Hareket Yönetimi’nin haberi düşmüştü basına. Önemli bir değerlendirmeydi. Son bir yıl içerisinde yaşanan gelişmeler masaya yatırılmıştı. Bir yıl içerisinde neler yaptıklarını, iktidarın neler yaptığını ve gelinen nokta itibariyle bundan sonra sürecin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için yapılması gerekenlerin altı özenle çizilmişti. Bunun en önemli yönü benim açımdan, bundan sonra sürecin devam etmesi için Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsünün belirlenmesi ve gerillanın siyasal-toplumsal yaşama ve demokratik siyasete katılımı için gerekli yasal ve hukuki düzenlemelerin yapılmasıdır” dedi.
 
‘Üzerinde özenle durulan statüdür’
 
Süreç boyunca AKP-MHP’nin hiçbir şey yapmadığını söylemenin doğru olmayacağını ancak atılan adımların yetersiz kaldığını belirten Nursel Aydoğan, şu sözleri kullandı: “Bana göre ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kürt sorununun çözümü için Meclis devreye girmiştir. Meclis ne demektir; Türkiye halklarının iradesidir. Dolayısıyla Türkiye halklarının iradesi olarak Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileri İmralı'ya gitti. Halk adına, halk iradesini ellerinde bulunduran güçler olarak Sayın Öcalan'la sorunun çözümüne yönelik bir görüşme gerçekleştirdiler. Bunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olduğunu ve oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Tabii eksiklikler vardı. Mesela CHP'nin ve bazı siyasi partilerin katılmaması büyük bir eksiklikti. Ancak bu tür süreçlerde bütün çevrelerin katılması her zaman mümkün olmayabiliyor. Yine de CHP'nin ana muhalefet partisi olarak süreçte yer almaması önemli bir eksiklikti. Ancak onlar da daha sonra bu konuda üstü kapalı biçimde bir özeleştiri verdi. Bu nedenle bana göre önemli bir adımdı. Daha sonra Meclis Komisyonu bir rapor hazırladı. Eksiklikleriyle birlikte DEM Parti şerh koyarak bu raporu imzaladı ve nihayet bugüne kadar gelindi. Ancak yapılan açıklamada üzerinde özenle durulan konu, Sayın Öcalan'ın statüsünün belirlenmesi ve yasal-hukuki adımların atılmasıyla ilgili gelişme yaşanmamış olmasıdır.”
 
‘Kürt halkının beklediği bir yanıttı’
 
Nursel Aydoğan, Kürt Halk Önderi’nin statüsüne ilişkin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Apocu Hareket’in açıklamasının ardından yaptığı değerlendirmelere dikkat çekerek, “Çünkü Kürt halkının bu konuda iktidardan büyük bir beklentisi var. Bir kere kullanılan dilin değiştirilmesi, ‘terörsüz Türkiye’ söyleminden artık vazgeçilmesi gerektiğini söylüyor Kürt halkı. Dolayısıyla Sayın Öcalan da zaten Kürt halkını temsilen İmralı'da bu meselenin çözümüyle ilgili masadadır. Bahçeli'nin yaptığı açıklamanın hem Kürt halkının beklediği bir yanıt olduğunu hem de feshedilmiş PKK yöneticilerinin yaptığı açıklamaya cevap niteliği taşıdığını düşünüyorum. Ancak bu konuda bazı eksiklikler de vardı. Statüyle ilgili taleplerimiz vardı. Kürt halkının, demokratik çevrelerin ve en önemlisi de baş müzakereci olarak bu süreci yöneten Sayın Öcalan'ın bir talebi vardı. Son görüşme notlarından da yansıdığı şekliyle artık statüsüz bu görüşmelere devam edemeyeceğini söylüyordu. Bu büyük beklentinin Bahçeli'nin açıklamalarıyla bir ölçüde karşılandığını düşünüyorum” dedi. 
 
‘Önerinin İmralı’da da tartışıldığını düşünüyorum’
 
Devlet Bahçeli’nin statü için önerdiği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” tanımına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Nursel Aydoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Bahçeli, önerilere açığız dedi. Bu önerinin de İmralı’da tartışılarak geldiğini ve Bahçeli eliyle kamuoyuyla paylaşıldığını düşünüyorum. Tabii ki gerekli açıklamayı Sayın Öcalan yapacaktır. Ancak ‘terörsüz Türkiye’ sürecinden, ‘barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ adı altında bundan sonra Sayın Öcalan'ın baş müzakereci sıfatıyla bu süreci yürütecek olması oldukça önemli. Talebimiz de buydu. Ben bunun bir anlamda karşılandığını düşünüyorum. Sayın Öcalan'ın sürece isim itibariyle siyasallaşma koordinatörü olarak katılacak olması son derece önemli. Çünkü Sayın Öcalan zaten bu süreçte baş müzakereci olarak görev alıyor. Sayın Öcalan'dan gelecek yanıtlar önemli. Zaten Bahçeli de ucu açık bıraktı. Gelecek önerilere açık olduğunu söyledi. Kişisel olarak bunu olumlu bir tanımlama olarak değerlendiriyorum.”
 
‘Açıklamanın satır araları iyi okunmalı’
 
Yapılan açıklamada dikkatle değerlendirilmesi gereken başka noktalar da olduğunu ifade eden Nursel Aydoğan, şunları dile getirdi: “Şimdi Bahçeli, bu sürecin ilerlemesi için silahların teslim edilmesiyle ilgili bir cümle de sarf etti. Araya sıkıştırılmış önemli bir nokta bu. Apocu Hareket’in açıklamasıyla da tam olarak uyuşmuyor. Çünkü orada net olarak belirtilen şey şu; önce yasal, demokratik ve hukuki adımların atılması, ardından da zaten 11 Temmuz'da silahları yakma ritüelinin yapılmış olmasıyla birlikte, yasalar çıktıktan sonra geriye kalan binlerce gerillanın Türkiye'deki demokratik siyasal çalışmalara katılmasıdır. Bunun için de demokratik siyasetin önünün açılması gerektiği belirtilmişti. Dolayısıyla Bahçeli'nin açıklamasında araya sıkıştırılan bu ifadenin önemli olduğunu düşünüyorum.
 
Zaten PKK, çatışma-çözüm süreçlerinde dünya tarihinde rastlanan örneklerin çok dışında bir şekilde sürece dahil oldu. Dünya örneklerinde önce yasal-demokratik adımlar atılır, hukuki güvenceler sağlanır, ardından silahlar bırakılır. Ancak burada bir ezber bozuldu. Sayın Öcalan, çatışmalı çözüm süreçlerinin farklı şekillerde de olabileceğini göstererek bir ezberi bozdu. Öncelikle kendilerini feshettiler. Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldılar. Ondan sonra sorunun çözümü için masaya oturuldu. Bu oldukça önemli ve değerli bir nokta. Bence iktidarın da bunu çok iyi değerlendirmesi gerekiyor.”
 
‘İmralı’daki çabaya denk bir duruş sergilenmeli’
 
“Dolayısıyla böyle bir hareketin bu kadar önemli noktalarda gelişme sağladıktan sonra ‘bir de gelin silahları bırakın, ondan sonra biz yasaları çıkartacağız’ denilmesi bence doğru değil. Ortada bir tiyatro oyunu yok, ciddi bir mesele var” diyen Nursel Aydoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye'nin 100 yıllık bir meselesi çözülüyor. Eğer bir devlet aklı ve devlet iradesi de bu işin içerisindeyse ve İmralı’da yaklaşık iki yıldır bu meselenin çözümü için yoğun bir çaba harcanıyorsa, buna denk bir duruşun da sergilenmesi gerekir. Türkiye’nin artık bu devlet ciddiyetini çok fazla işi yokuşa sürmeden ortaya koyması gerekiyor. İş madem Sayın Öcalan'ın statüsünün belirlendiği noktaya kadar geldiyse, bundan sonra güvensizlik gibi bir durumun ortada olmaması gerekir.
 
Biraz da PKK’nin geçmiş pratiğinin devlet tarafından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Her zaman Sayın Öcalan şöyle söylüyor: ‘Bizim ismimiz PKK. Biz herhangi bir siyasal hareket değiliz. Biz söylediğini yapan, yaptığını da söyleyen bir hareketiz.’ Dolayısıyla eğer biz yasalar çıktıktan sonra silahların bırakılacağını söylediysek, bununla ilgili bir karar aldıysak ve bunu kamuoyuyla paylaştıysak, yasa çıktıktan sonra bunu gerçekleştireceğiz. Bu nedenle devlet açısından bir güvensizliği gerektirecek bir durumun ortada olmadığını düşünüyorum. Çünkü taraflar birbirlerini 50 yıllık mücadele tarihinde yeterince tanımıştır.
 
Bu nedenle iktidarın en kısa zamanda Meclis’te yasal ve hukuki adımları atması, demokratik siyasete katılımla ilgili geniş kapsamlı düzenlemeleri yapması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde yol alınabilir. Bugün tarafların yaptığı açıklamalardan sonra bir gün öncesine göre daha umutluyuz. Çok önemli süreçlerden geçildi ve bu noktaya gelindi. Artık bu sürecin çeşitli gerekçelerle daha fazla zamana yayılmadan ve ötelenmeden bir sonuca ulaştırılması gerekiyor. Şimdi tam da barış zamanı.”