Afganistanlı kadınlardan BM ve insan hakları örgütlerine çağrı

  • 14:13 7 Mayıs 2026
  • Dünya
HABER MERKEZİ - Afganistan Kadınlarının Tarihini Dönüştürme Hareketi, kadınlara yönelik şiddetin ve katliamın arttığını belirterek, Taliban politikalarının bu tabloyu derinleştirdiğini vurguladı.
 
Afganistan Kadınlarının Tarihini Dönüştürme Hareketi, yayımladığı açıklamada, kadınlara yönelik ihlallerin “eşi görülmemiş” bir düzeye ulaştığını belirtti. Hareket tarafından bugün yapılan açıklamada, Afganistan’da kadınlara yönelik hedefli katliamlar, aile içi şiddet ve yaygın insan hakları ihlallerinin arttığı ifade edildi. Açıklamada, bağımsız bir yargı sistemi ve etkili koruma mekanizmalarının yokluğunun, mağdurların adalete erişimini neredeyse imkansız hale getirdiği vurgulandı.
 
‘Sistem tamamen çöktü’
 
Son dönemde ülkenin farklı bölgelerinde kadınlara yönelik işlenen katliamların “kurumsallaşmış toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir göstergesi” olduğu belirtilirken, cezasızlık kültürünün yaygınlaştığı ve ülkede adalet ve hesap verebilirlik sisteminin “tamamen çöktüğü” ifade edildi. Hareket, Taliban’ın kadınları kamusal yaşamdan sistematik biçimde dışlayan politikalarının, eğitim ve çalışma hayatına getirilen ağır kısıtlamaların ve şiddet faillerinin cezalandırılmamasının, kadınlar ve kız çocukları için son derece tehlikeli bir ortam yarattığını belirtti.
 
Uluslararası çağrı
 
Açıklamada uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine çağrıda bulunularak, Afganistan’daki durumun “toplumsal cinsiyete dayalı apartheid rejimi” olarak tanınması istendi. İhlallerin belgelenmesi ve sorumluların yargılanması için bağımsız bir uluslararası mekanizma kurulması talep edildi. Aktivistler ayrıca, halkın iradesine dayalı, kapsayıcı ve meşru bir siyasi sistemin kurulması için uluslararası desteğin artırılması gerektiğini vurguladı. Kadınların korunmasının öncelik haline getirilmesi gerektiği ifade edilirken, insan hakları ihlallerine meşruiyet kazandıracak her türlü adımdan kaçınılması gerektiği belirtildi.
 
Uyarı
 
Hareket, mevcut durumun devam etmesinin yaşam hakkı, insan onuru ve eşitlik gibi temel haklar için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Bu sürecin, insani krizin derinleşmesine, yapısal şiddetin artmasına, toplumsal istikrarsızlığın büyümesine ve zorunlu göçün yaygınlaşmasına yol açabileceği uyarısında bulunuldu.