Birsen Orhan: Demokratik toplumu kadınlar yerelden kuracak
- 09:02 8 Haziran 2026
- Güncel
Pelşin Çetinkaya-Rojda Aydın
AMED - Kayyım uygulamalarının yalnızca yerel yönetimlere değil, kadınların örgütlü mücadelesine ve toplumsal kazanımlara yönelik bir müdahale olduğunu belirten Dêrsim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, demokratikleşmenin ön koşullarından birinin kayyım politikalarına son verilmesi olduğunu vurguladı.
DEM Parti Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Kurulu öncülüğünde, "Kadın İradesiyle Komünleşiyor, Yerel Yönetimlerle Özgür Toplumu Örüyoruz" şiarıyla yürütülen konferans süreci final aşamasına ulaştı. Aylar boyunca birçok kentte gerçekleştirilen il konferanslarının ardından kadın özgün konferansı 6 Haziran’da başladı. Türkiye ve Kürdistan’ın birçok kentinden kadın delegenin katıldığı konferansta, kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışının güçlendirilmesine dair başlıklar ele alındı.
Yerine kayyım atanan Dêrsim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan ile gerçekleştirilen konferansa ve kayyımlara dair konuştuk.
*Dört günlük bir yerel yönetimler konferansı gerçekleştireceksiniz ve bunun iki günü kadınlara özgü oturumlara ayrılacak. Öncelikle konferansın amacı, ele alınacak temel tartışma başlıkları ve ulaşmayı hedeflediğiniz sonuçlar hakkında neler söylemek istersiniz?
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen ara dönem toplantısının ardından, Nisan ayında ilk konferanslarını yapan yerel yönetimler, bugün büyük konferansın final oturumları kapsamında kadın konferansını gerçekleştiriyor. “Kadın iradesiyle komünleşiyor, özgür toplumu örüyor” şiarıyla düzenlenen konferansta yaklaşık 300 delege Amed’de bir araya geldi. Konferans boyunca güçlü tartışmaların yürütülmesi hedefleniyor. Konferansın gündeminde yalnızca elde edilen kazanımlar değil, aynı zamanda eksiklikler ve önümüzdeki dönemin ihtiyaçları da yer alıyor. Tarihsel bir süreçten geçerken, kadınlarda bu sürecin kurucu gücü. Kadın özgürlükçü paradigmanın ne ölçüde hayata geçirildiği, ekolojik belediyecilik anlayışının uygulamadaki karşılıkları ve yerel yönetimlerdeki deneyimler, konferansın ilk iki gününde değerlendirilecek. Kadın konferansının ardından iki gün sürecek karma konferans gerçekleştirilecek. “Demokratik yerel yönetimlerle komünal topluma” şiarıyla düzenlenecek konferansa siyasi parti ve çeşitli kurum temsilcilerinin de katılacak. 400’ün üzerinde delegenin yer alacağı konferansta yeni dönemin yol haritası tartışılacak.
Konferansların, yeni dönemin politik hattını belirleme açısından önemli bir zemin sunuyor. Bu süreçte karşılaşılan güçlükler ve engellemelerde masaya yatırılacak. Yapılan çalışmaların yanı sıra eksik kalan başlıklar, neden gerçekleştirilemediği ve bunların nasıl tamamlanacağı da kapsamlı biçimde değerlendirilecek. Yerel yönetimlerin halkın doğrudan temas kurduğu alanlar, özellikle barış ve demokratik toplum tartışmalarında yerelin belirleyici rolü ortada. Bir yılı aşkın süredir beklenen kimi gelişmelerin yerelden örülmesi gerekiyor. Barış yerelden genele yayılan bir süreçle güçlenebilir. Bu kapsamda, halkın karar alma mekanizmalarına ne düzeyde katıldığı ve yerel yönetimlerde katılımcılığın hangi aşamada olduğu konferansta tüm yönleriyle ele alınacak. Konferansta, mevcut çalışmaların hem güçlü hem de eksik yanları değerlendirilerek, öz eleştirel bir yaklaşımın geliştirilmesi de hedefleniyor. Başarıların yanı sıra eksikliklerde açık biçimde tartışılacak.
“Halkın doğrudan katıldığı, sözünü kurduğu ve karar süreçlerinde yer aldığı bir anlayışla çalışmaların yürütülmesi; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmanın yaşamın her alanında halkla birlikte inşa edilmesi amaçlanıyor.”
* Yerel yönetimlerde eşitlikçi, kadın özgürlükçü, ekolojik ve demokratik bir sistem inşasını hedeflediğinizi uzun süredir vurguluyorsunuz. Bu konferansın ardından kentlerde nasıl bir örgütlenme ve inşa süreci yürütmeyi planlıyorsunuz? Yeni dönemin yol haritasını hangi temel ilkeler doğrultusunda belirleyeceksiniz?
Kendimize koyduğumuz bir hedef var. Özellikle kadınlar ve toplumsal açıdan; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmayı esas alan, ahlaki ve politik toplum yaratmayı hedefleyen bir siyasi partinin temsilcileri olarak önemli bir sorumluluk taşıyoruz. Yıllara yayılan 47 yıllık mücadele ve deneyim birikimin mirasçıları olarak, hem ilk konferanslardan çıkan kararlaşmaların hem de bugün yürütülecek tartışmalar sonucunda ortaya çıkacak kararların sahada halkla birlikte nasıl örüleceğini önümüze temel bir görev olarak koyuyoruz. Sahadaki gerçeklik ile mevcut koşulların her zaman birbiriyle örtüşmediği bir gerçek. Özellikle kayyım politikaları, merkeziyetçi anlayışın yaklaşımları ve tasarruf tedbirleri adı altında hayata geçirilen engellemeler ile kısıtlamalar, yerel yönetimlerin hedeflenen düzeyde çalışmalar yürütmesinin önünde ciddi bariyerler oluşturuyor. Bu nedenle yerel yönetimleri amaçlanan biçimde açığa çıkarma noktasında yaşanan kimi eksiklikler, büyük ölçüde dışsal müdahalelerden ve engellemelerden kaynaklanıyor.
Bununla birlikte yalnızca dışsal engelleri değil, kendi içimizde eksiklik olarak tanımlayabileceğimiz bazı anlayışları da tartışmak gerekiyor. Bireysel ve bireyci yaklaşımların ne partinin paradigmasıyla örtüştüğü ne de ortak mücadele anlayışı içerisinde karşılık bulduğu görülüyor. Bu nedenle süreç boyunca tartışma konusu olan çeşitli pratiklerin de değerlendirilmesi ve gerekli sonuçların çıkarılması önem taşıyor. Temel hedef ise bundan sonraki süreci daha güçlü örmek. Halkın doğrudan katıldığı, sözünü kurduğu ve karar süreçlerinde yer aldığı bir anlayışla çalışmaların yürütülmesi; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmanın yaşamın her alanında halkla birlikte inşa edilmesini amaçlıyoruz.
* Bir yandan yerel demokrasinin inşasına yönelik çalışmalar yürütürken, diğer yandan Türkiye'de demokratikleşme, barış ve demokratik toplum tartışmaları da sürüyor. Yerel yönetimler olarak bu sürece nasıl katkı sunmayı hedefliyorsunuz? Barışın toplumsallaşması ve yerelden örülmesi açısından nasıl bir rol üstleneceksiniz?
İktidarın yürüttüğü politikalar, temelde halkın katılımını esas almayan ve halk iradesinin önüne engeller koyan bir anlayışa dayanıyor. Daha önce de ifade edildiği gibi, kayyım pratikleriyle yerel demokrasinin hayata geçirilmesi mümkün değildir. Eğer halkın iradesine saygı duyuluyorsa, öncelikle kayyımcı anlayışın terk edilmesi gerekiyor. Eşitlik, özgürlük ve demokratik kültürün gelişmesi, aynı zamanda barışın inşasının da en önemli ayaklarından biridir. Toplumsallaşmanın, dayanışmanın ve demokratikleşmenin yerelden başlayacağı; sürecin temel gerekliliklerinden biri.
“Demokratikleşmenin en önemli gerekçelerinden ve zorunluluklarından biri olarak da kayyım politikalarının sona erdirilmesi.”
*Demokratikleşme ve çözüm tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde belediyelerinize kayyımlar atandı. Kayyım politikaları yerellerde nasıl sonuçlar doğuruyor? Bu uygulamaların demokratik toplum ve barış tartışmalarına etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir yandan halkla barışmaktan, Kürt sorununun demokratik çözümünden ve barış sürecinden söz edilirken, diğer yandan halkın seçilmiş iradesinin yok sayılması ciddi bir çelişkidir. Topluma saygının en temel gerekliliklerinden birinin, iradesi gasp edilen belediyelerin seçilmiş yöneticilerine görevlerinin iade edilmesi gerekiyor. Bugün en acil atılması gereken adımlardan biri budur. Süreci yürüten siyasi aktörler ve taraflar bulunuyor. Ancak bir de halkın gerçekliği var. Halkın en temel sorusu ise “Ne zaman geleceksiniz?” oluyor. Kayyım atanan bir belediyenin eş başkanı olarak, 22 Kasım 2024 tarihinde aralarında bizimde olduğumuz, 10 belediyeye ve çok sayıda muhalefet belediyesine kayyım atandı. Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeye saygı duyulmaması, demokrasi ve seçim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Sandığı esas aldığını söyleyen ancak halkın tercihlerini görmeyen ve duymayan bir yaklaşım, demokratikleşmeye hizmet edemez. Bu nedenle barış öncelikle yerelden, halkın iradesine saygı gösterilerek kurulmalı. “Barış” söylemi yalnızca sözle değil, somut adımlarla desteklenmeli. Halk artık bu adımları görmek istiyor. Bir yılı aşkın süredir devam eden süreç içerisinde demokratik toplumun inşasının temel koşullarından biri kayyım uygulamalarına son verilmesi. Demokratikleşmenin en önemli gerekçelerinden ve zorunluluklarından biri olarak kayyım politikaları sona erdirilmeli.
“İktidarın ‘makbul kadın’ anlayışının dışına çıkan, evle sınırlandırılmayan ve toplumsal yaşamın her alanında söz kuran kadın örgütlülüğü hedef alınıyor.”
*Kayyım atamalarının ardından ilk tasfiye edilen alanlardan birinin kadın kurumları, kadın merkezleri ve kadın politikaları olması sizce neyi gösteriyor? Bu durumu nasıl okumak gerekiyor?
İktidar, kayyım uygulamalarını yalnızca yönetimsel bir değişiklik olarak ele almıyor; aynı zamanda yerel yönetimlerde ortaya çıkan toplumsal kazanımları hedef alan bir müdahale olarak konumlandırıyor. Çünkü bu alanlarda dil ve kültür çalışmaları, kadın kazanımları ve gençlik çalışmaları bulunuyor. Kayyım politikalarının ilk müdahale ettiği alanların başında da bu çalışmalar geliyor. Özellikle kadın kazanımlarına yönelik saldırıların temelinde, kadınların kamusal alanda görünür ve örgütlü olmasından duyulan rahatsızlık yatıyor. İktidarın “makbul kadın” anlayışının dışına çıkan, evle sınırlandırılmayan ve toplumsal yaşamın her alanında söz kuran kadın örgütlülüğü hedef alınıyor. Partinin kadın özgürlükçü paradigması çerçevesinde kadınların kamusal alanda yer alması, yerel yönetimlerde söz ve karar sahibi olması, şiddete karşı mekanizmalar oluşturması temel hedefler arasında bulunuyor. Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Kurulu açısından da bu çalışmaların geliştirilmesi, önemli görevlerden biri. Bu nedenle kadın yaşam merkezleri, kadın dayanışma merkezleri ve kadın dinlenme merkezlerinin kapatılması yalnızca kurumsal bir tasarruf olarak görülmüyor. Bu uygulamaların, kadınların gücünden, iradesinden ve örgütlü mücadelesinden duyulan kaygının bir sonucu. Kayyımların göreve gelir gelmez ilk kapattığı alanların başında da kadınlara yönelik bu merkezlerin gelmesi, söz konusu yaklaşımın en somut göstergelerinden birisi.
“Kayyım politikaları halkla seçilmişler arasındaki bağı zayıflatıyor, toplumsal muhalefeti kriminalize eden bir zemin yaratıyor. Halkla temasın kesildiği, demokratik siyaset alanının daraltıldığı bu koşullarda, kadınların ve toplumun örgütlü mücadelesi daha da önemli hale geldi.”
*Kayyım yönetimlerinin görev yaptığı kentlerde kadınlara yönelik özel savaş politikalarının daha görünür hale geldiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Özellikle Gülistan Doku, Rojvelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş dosyaları üzerinden yürüyen tartışmalar da bu değerlendirmeleri güçlendirdi. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kayyım politikaları ile kadınlara yönelik özel savaş uygulamaları arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?
Kayyım uygulamaları yalnızca idari bir müdahale değil, aynı zamanda kentlerin sosyolojik yapısını değiştirmeyi hedefleyen bir mekanizma. Kayyım pratiği zamanla bir rejim haline geldi ve bu uygulamalar belirli amaçlar doğrultusunda hayata geçirildi. Normal koşullarda valiliklerin görev ve sorumlulukları; hükümet politikalarının uygulanması, kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile idari süreçlerin yürütülmesi. Ancak kayyım uygulamalarıyla birlikte bu yetki alanlarının olağan sınırlarının ötesine taşındı. Bu durum, halk iradesinin gasp edilmesine yol açarken; halktan kopuk, halkla iletişim kurmayan, halkın ihtiyaçlarını ve taleplerini gözetmeyen bir yönetim anlayışını beraberinde getirdi. Kayyım uygulamalarının yarattığı sonuçların en çarpıcı örneklerinden biri olarak Dêrsim’deki Gülistan Doku dosyası. Gülistan Doku’nun kaybedilmesine ilişkin süreçte dönemin kayyımı Tuncay Sonel’in sorumluluğunun ve kamuoyunda tartışılan iddiaların, kayyım pratiğinin nasıl bir yönetim anlayışı yarattığını ortaya koydu. Dosyada yıllardır aydınlatılmayan birçok başlık var. Kamu kurumlarının tutumu da tartışma konusu olmaya devam etti.
O dönem üniversite öğrencisi olan genç bir kadının yaşamına ilişkin hakikatin ortaya çıkarılamaması ve dosyanın sonuçsuz bırakılması, kayyım uygulamalarının hangi amaca hizmet ettiğini gösteren önemli örneklerden biri iken, bugün de Dêrsim’de kayyım yönetimi devam ediyor. Kayyım politikaları halkla seçilmişler arasındaki bağı zayıflatan, toplumsal muhalefeti kriminalize eden bir zemin yaratıyor. Halkla temasın kesildiği, demokratik siyaset alanının daraltıldığı bu koşullarda, kadınların ve toplumun örgütlü mücadelesi daha da önemli hale geldi. Özellikle örgütlü kadın mücadelesinin, Gülistan Doku dosyasının kamuoyunun gündemde tutulmasında ve hakikat arayışının sürdürülmesinde belirleyici bir rol oynadı. Kadınların yürüttüğü mücadele sayesinde dosya unutturulmadı ve adalet talebi canlı tutuldu.
“Halk, özgür iradesiyle gidip oy kullandığı, demokratikleşmenin ön koşulu olarak gördüğü kayyımların gitmesini ve gerçekten hem belediye meclis üyelerinin hem de seçilmiş eş başkanların göreve dönmesini bekliyor.”
*Kayyımların geri çekilmesi ve seçilmiş yerel yönetimlerin yeniden görevlerine dönmesi, demokratik toplum sürecini nasıl etkiler? Bunun kadın politikaları ve özel savaş mekanizmalarının geriletilmesi açısından ne gibi sonuçları olabilir?
Halkın beklentilerinden biri iradelerinin teslim edilmesi. Bir buçuk yılı aşkın bir süreçte, her grup toplantısında göreve dönecekleri beklentisi açıkçası halkımızda artık bir umutsuzluğa sebep vermiş durumda. Bunu bir kenara koymak gerekiyor. Çünkü sürekli oyalayan, beklemede bırakan ve zamana yayan bir gerçekliği halk gözlemliyor ve izliyor. Şimdi özellikle yıllardır hasretini duyduğumuz savaşın ardından bir barış gerçekliğinin olması, demokratikleşmenin ve demokratik siyasetin yaşam bulacağı, bunun gerçekleştirilebilme ihtimaline dair inanç halkta ciddi bir umut oluşturmuş durumda. Elbette ki son bir buçuk yılı aşkın süredir halkın beklentileri içerisinde hem zindanların boşaltılması hem statünün verilmesi hem de kendi seçmiş olduğu yerel meclislerin görevine dönmesi ve orada kendisinin de gerçekten söz kurabileceği bir karar mekanizmasının olması gerekiyor. Çünkü kayyımların kapılarını kapattığını biliyoruz. Kendi memurlarını, kendi zihniyetini orada yaşatıyor. Ve orası halk açısından kendisine ait görmediği bir mekâna dönüşüyor. Bu dönüşüm içerisinde de halk, kendini bulmadığı bir yerin kapısını çalmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla elbette ki halk, özgür iradesiyle gidip oy kullandığı, demokratikleşmenin ön koşulu olarak gördüğü kayyımların gitmesini ve gerçekten hem belediye meclis üyelerinin hem de seçilmiş eş başkanların göreve dönmesini bekliyor.
“Toplumun da bu öncü güçlerle birlikte sürece katılım sağlaması, demokratik toplumun inşasında belirleyici rol oynayacaktır. Diplomasi de bu sürecin önemli ayaklarından biri iken, yerel yönetimler boyutuyla hem ulusal hem de bölgesel düzeyde kadınların görünürlüğünün ve söz kurma gücünün artırılması önemli.”
*Son olarak, kadınların öncülüğünde inşa edilen bir yerel yönetim modelini nasıl tanımlıyorsunuz? Kadınlar yeni dönemde yerel yönetimlerin yeniden inşasında nasıl bir rol ve sorumluluk üstlenecek?
Yeni dönemin demokratik toplum ve inşa sürecinin temel taşlarından birini komünal örgütlenmeler oluşturuyor. Bu çerçevede yerel yönetimlerin yeniden şekillendirilmesi, kadınların bu alanlarda kendilerini nasıl var edebileceklerinin tartışılması önemli bir yerde duruyor. Kadın meclisleri, kooperatifler ve üretim alanları başta olmak üzere kadınların yaşamın her alanında örgütlenmesi ve özneleşmesi hedefleniyor. Toplumun da bu öncü güçlerle birlikte sürece katılım sağlaması, demokratik toplumun inşasında belirleyici rol oynayacaktır. Diplomasinin de bu sürecin önemli ayaklarından biri iken, yerel yönetimler boyutuyla hem ulusal hem de bölgesel düzeyde kadınların görünürlüğünün ve söz kurma gücünün artırılması önemli. Özellikle Kürt kadınlarının siyasal, toplumsal ve yerel alandaki varlığını güçlendirmesi, demokratikleşme açısından önemli bir kazanım. Öte yandan bugün kendisini iş insanı olarak tanımlayan bir kişinin, Kürt kadınlarını hedef alan ve mizah olarak sunmaya çalıştığı ifadeler de tesadüf değil.
Kürt kadınlarının hedef alınmasının, onların yerelde, genelde, mahallede, sokakta ve siyasetin her alanında ortaya koyduğu güçlü iradenin bir yansıması olarak görülmesi gerekiyor. Bu tür saldırıların ve söylemlerin, kadınların siyasal ve toplumsal yaşamda söz sahibi olmasından duyulan rahatsızlığın dışavurumudur. Söz konusu yaklaşım yalnızca tekil bir örnek değil, bu erkek egemen zihniyetin farklı biçimlerde ortaya çıkan yansımalarından biri. Bu nedenle kadın mücadelesi yalnızca kadınların yaşam alanlarını genişletme mücadelesi değil; aynı zamanda erkek egemen zihniyetin, erkek devlet aklının ve ayrımcı yaklaşımların değişim ve dönüşümünü hedefleyen bir mücadele. Kürt kadınları yaşamın her alanında varlık gösteren ve toplumsal dönüşümün öncü gücü olmaya devam ediyor. Yerel yönetimlerde de güçlü bir kadın temsiliyeti bulunuyor, konferansta bir araya gelen delegasyonun önümüzdeki dönemde önemli çalışmalara imza atacağına olan inancım tam.”








