Cumhuriyetin demokratik dönüşümü konferansı: Önce kadınlarla barışılmalı

  • 09:05 6 Haziran 2026
  • Güncel
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - Konferans çağrıcılarından Gazeteci Çilem Küçükkeleş, Cumhuriyet’in demokratikleşmesi için önce kadınlarla barışılması gerektiğini belirterek, "Kadından başlarsa, hakikatli bir demokratik cumhuriyete dönüşen bir yol kurma şansımızın olabileceğini düşünüyorum" dedi. 
 
İstanbul'da aydın, yazar, sanatçı ve siyasetçilerden oluşan 29 kişilik sivil bir inisiyatif öncülüğünde, 13-14 Haziran'da Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi'nde "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" gerçekleştirilecek. Konferans siyasetçilerden hak savunucularına, kadın örgütlerinden sivil toplum temsilcilerine kadar geniş bir kesimi bir araya getirecek. 
 
Konferansın önemli amaçlarından biri Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında Kürt sorununun çözümü ve ülkenin demokratikleşmesi üzerinden tartışmaların yürütülmesi olacak.  
 
Konferans çağrıcılarından Gazeteci Çilem Küçükkeleş, konferansın amacı, kadınlar ve halklar için önemini konuştu. 
 
Çilem Küçükkeleş, İstanbul'da gerçekleştirecekleri konferansın önemine işaret ederek, şunları söyledi: “Konferans çağrıcıları çok geniş bir çevreyi kapsıyor. Elbette ki daha da geniş olabilirdi ama bu kapsam bize birlikte konuşabilme imkanını ve umudunu gösteriyor. Bir diğeri de sürekli tercih edilmesi gereken yöntemi sanki sadece Meclis ya da siyasi partiler alanıymış gibi görmekten çıkarıp, aslında bizlerin de bir şeyleri görev edinip yapabileceği noktasında topluma bir umut veriyor. 
 
Konferans neyi hedefliyor?
 
Sürece müdahale eden, dahil olan ve nasıl yaşamak istediğini tarif eden bir toplum dinamiğine ihtiyaç var. Çünkü devlet bize nasıl yaşamak istediğimizi hiç sormuyor. Kendi tarif ettiği gibi yaşamamızı istiyor ki zaten toplumla devlet arasındaki en büyük gerilim de buradan kaynaklanıyor. Bu gerilimi aşma yöntemleri var; Siyaset üretmek ve siyasete dahil olmak bu yöntemlerden biridir. Konferans da bir siyaset üretmek istiyor ve aslında Cumhuriyete biraz da ‘böyle gitmez’ demek istiyor. İkinci yüzyıla doğru giderken Cumhuriyet'in değişip dönüşmesini ve en önemlisi demokratikleşmesini istiyor. 
 
Geleceği birlikte inşa edeceğiz
 
Geçmişte ne yaşadığımızın tahlilini yapmak ve geleceği kurmak kısmında da biraz umut, biraz inşacı ve kurucu olmak istiyor; yani devlete ‘bizim de bir fikrimiz var’ demek istiyor. Doğal olarak bu, dönemin en büyük ihtiyaçlarından biriydi. Hepimiz toplumsal barış diyoruz, hepimiz barışın toplumsallaşmasını konuşuyoruz ama buna ilişkin yol ve yöntem geliştirmekte belki zorluklarımız var. Bu konferansın; Bu zorluğu aşma, umut olma, bir yol kurma ve cesaretlendirme anlamında bir şekilde bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Doğal olarak hepimizin durduğu yerden bakarsak, aslında hepimiz bu Cumhuriyet'in ağır bedelini ödemiş toplumsallıklardan geliyoruz. Ve bu ağır bedeli ödeyen toplumsallıkların da yeni yüzyıla böyle devam etmemesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.”
 
Yeni yüzyıl ile yeni yaşam 
 
Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana birlikte yaşama sorunu olduğunu belirten Çilem Küçükkeleş, Cumhuriyet'in yüzyılının “Tekleştirme, erkekleştirme ve Türkleştirme” ile geçtiğini söyledi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çeken Çilem Küçükkeleş, “Türkiye halkları bunu belki sadece Türk ve Kürt barışması gibi algılıyor ama bu savaş; Hepimizin hanesine giren, hepimizi kavga ve çatışmaya yönlendiren, hepimizi geren ve ilişkilerimizi çatışmalı bir hale getiren bir yerdeydi. Oysa barış denilince meseleye sadece dar anlamda değil, çok geniş bir çerçeveden bakmak lazım. Çünkü devlet Kürt'le konuşunca aslında hepimizle konuşmaya başlıyor. Orada diyalog ne zaman kesilirse, bu durum her alanda diyaloğun bittiği yeni bir evreye evriliyor. O yüzden önemli ve kıymetli bir dönemden geçiyoruz" dedi. 
 
Barış ve demokratikleşme 
 
Çilem Küçükkeleş, Kürt halkının uzun yıllardır verdiği mücadele sonucu sürecin başladığını ve demokratikleşmenin konuşulduğunu vurgulayarak, "Cumhuriyet gerçekten barışabilirse demokratikleşme olur.  Yoksa kaoslu bir cumhuriyet, maalesef hiçbirimizle barışamıyor. İktidar hepimizi dışında bırakan bir barış süreci yürütmek istiyor. Barış dediğimiz şey hepimizi ilgilendiriyor, o sadece bir masa meselesi olamaz. Kürt hareketi süreci Türkiye halklarıyla beraber yürütmek istiyor. Ama AKP iktidarı bu süreci herkese kapatan, sadece kendisinin konuştuğu bir yere evriltmek istiyor. AKP'nin politikası uzun süredir böyle, aslında bu yeni değil. AKP, uzun süredir Türkiye'de sivil toplumu ciddi oranda yıprattı ve geriletti” dedi. 
 
Toplumsal mücadele ve inşa 
 
Barışın sağlanması için toplumsal bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu söyleyen Çilem Küçükkeleş, “Barış sadece Kürt halkını ilgilendiren bir süreç değil; Aynı zamanda cinsiyetler arası barışı, inançlar arası barışı ve halklar arası barışı da ilgilendiren bir şeydir. Çünkü Cumhuriyet ne zaman ‘tek’ olmaktan çıkarsa, o zaman hepimizi gören bir yere doğru evrileceğini düşünüyorum. Doğal olarak ben de uzun süredir heyecanla takip ettiğim bu süreçte şunu bekliyordum; Toplum bu sürece neresinden dahil olacak? Nasıl dahil olacak? Bunun yöntemi ne olacak?  Yaklaşan konferans biraz da buna fırsat veren şeylerden biri. Ama çok daha geniş bir hareketliliğin olması gerekiyor" diye belirtti. 
 
Kadınlar süreci sahipleniyor
 
Süreci sahiplenen kesimlerin başında kadınların geldiğini ifade eden Çilem Küçükkeleş, "Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’ni kurdular, eylemlerini yaptılar. Ancak onun dışında daha çok süreci izleyen bir yerde duran bir toplumsallık var maalesef. İşte bunu aşmak için de çeşitli yöntemlere ihtiyaç var. Bu yöntemlerden biri de birlikte konuşmak meselesidir. Çünkü birlikte konuşursak birlikte yaşayabiliriz. Birlikte konuşmazsak devletin uzun süredir bizi birbirimizden ayırdığı, karşı karşıya getirdiği, hatta bu karşıtlığı kemikleştirdiği meseleyi aşamazsak demokratik bir Cumhuriyeti inşa edemeyiz" ifadelerini kullandı. 
 
'Yaşamı kuran kadındır'
 
Kadınlar için konferansın önemine işaret eden Çilem Küçükkeleş, “Birlikte yaşama kültürünü kuranlar kadınlardır. Kadınlar ‘birlikte yaşayabiliriz’ duygusunu kurdular ve o duygu, bugün bu kadar geniş insan topluluklarını, devletleri ve ülkeleri kapsayan bir yere dönüştü. Doğal olarak bu birlikte yaşamın içerisinden kadını çıkarınca, bugünkü kaoslu dünyayı hep birlikte takip ediyoruz. Bu kaosun en büyük ana damarlarından biri kadınla birlikte yaşamayı bilmeme meselesidir. 
 
Bütün eşitsizlikler kadın-erkek eşitsizliğiyle başladı
 
Kadın-erkek eşitsizliği bu dünyanın en büyük eşitsizlik anayasasıdır ve bütün eşitsizlikler de bunun üzerine kuruldu. Doğal olarak bu kadar erkek devletlerin en nihayetinde toplumları getirdiği yere bakarsak, bunlar çok başarısız devletlerdir. İnsanlığın mutlu olduğu değil mutsuz olduğu, insanların birlikte yaşadığı değil sürekli savaştığı bir dünya düzeni kurdular. Doğal olarak bu durum nasıl değişir ve dönüşür dersek, işe ilk eşitsizliği kurduğu yerden başlamalıdır. 
 
Kadınlar, halklar ve kültürler
 
Önce kadın-erkek eşitsizliğini, yani ana meseleyi çözersek tüm diğer meseleleri de çözebiliriz. Demokratikleşecek cumhuriyetin önce kadınla barışması gerekiyor. Bir barış, bir çatışmasızlık ve bir siyaset alanı açıldığında, ben Türkiye'de çok önemli bir kadın entelektüel birikiminin oluştuğunu ve tüm süreçlerin daha hakkaniyetli yürümesi için de çok kıymetli katkıları ve müdahaleleri olacağını düşünüyorum. O yüzden bu konferansa giderken, Cumhuriyet'in demokratikleşme meselesinde en önemli ayaklardan birinin kadınlar olduğunu, daha sonra bunun kültürler, halklar ve inançlar meselesine dönüşebileceğini düşünüyorum.
 
Demokratikleşme kadınla başlamalı
 
Nereden başlarsak başlayalım, erkek devlet meselesinin karşısında farklılıklarla konuşma kültürünü oluşturacağımızı düşünüyorum. Bir konferans dünyayı değiştirmeyecek ama birlikte konuşma, birlikte yapma ve birlikte eyleme kültürüne bir katkı sunacak. Doğal olarak süreç kadından başlarsa, hakikatli bir demokratik cumhuriyete dönüşen bir yol kurma şansımızın olabileceğini düşünüyorum.”
 
'Yeni yüzyıl böyle devam edemez'
 
Çilem Küçükkeleş, “Bu Cumhuriyet kurulurken, genel jeopolitik toplama bakınca bir ulus devletler Cumhuriyeti'ydi. Cumhuriyet kıymetli bir kelime ancak ulus devlet Cumhuriyeti antidemokratik bir Cumhuriyettir; yani farklılıklarıyla yaşamayı bilmeyen bir Cumhuriyettir. Bu Cumhuriyet, 100 yıl boyunca bunu deneyimledi ama deneyimlediği yerden yeni bir yol haritası da kuramadı. Önümüzdeki yüzyılı da böyle devam ettirmek istiyor. Daha doğrudan söylemek gerekirse, önümüzdeki yüzyıl böyle devam edemez. Önümüzdeki yüzyıl, toplumların farklılıklarının katliamdan, kırımdan geçtiği bir yüzyıl daha olamaz. Doğal olarak bunu ‘İkinci Cumhuriyet’ diye adlandırmayalım ama ‘Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı’ diyelim. O yüzyıl da başladı. İkinci yüzyıl açısından değişim, dönüşüm, yeniden inşa ve toplumsallaşmayı öğrenen bir Cumhuriyete evrilmesi gibi bir fark koyabiliriz" dedi. 
 
Aleviler içinde demokratik Cumhuriyet 
 
Konferansın Aleviler içinde önemli olduğunu sözlerine ekleyen Çilem Küçükkeleş, şöyle devam etti: "Aleviliğin hem kendi inaçlarına hem de tüm dünya toplumlarına en büyük önerisi ‘birlik’ meselesidir. Cumhuriyet'in yüzyılı Alevilerle birlikte yaşamayı ya da Alevilerin toplumsal olarak ne sunacağına bakmayı değil, hep Aleviliği yok eden politikaları getirdi. Cumhuriyet demokratikleşecekse, buna en çok Alevilerin ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye'de Kürtler ve Aleviler çok büyük bir nüfusa sahipler ve çok ağır kırım politikalarından geçtiler. 
 
Bütün evrenle barış 
 
Halkların birliği ve bunun önemine işaret eden Çilem Küçükkeleş, "Birlikte yaşamayı bilmek önemlidir. Üstelik bunu sadece insandan ibaret görmeyip, bütün bir evrenle, karıncanın da hakkını bilerek birlikte yaşamanın uyumunu sağlamaktır. Çünkü ikilik bu dünyaya kaos getiriyor; ne zaman ikileşsek bu durum mutlaka bir çatışmaya, gerilime, iktidara ve birbirini yenme meselesine dönüşebiliyor. O yüzden Aleviliğin dünyaya en büyük çağrısı birlik olma meselesidir. 
 
Umudun resmi
 
Bir diğeri de Alevilik barışa öyle inanıyor ki bunu hepimizin bildiği Hacı Bektaş resmiyle özetliyor. Hacı Bektaş'ın kucağında aslan ve ceylan aynı anda yatıyor. Aslan bilinen en avcı canlı türü, ceylan da en çok av olan masum canlı türüdür. Aleviler burada bir mesaj veriyor: Kimsenin av, kimsenin avcı olmadığı; birlikte yaşayabildiğimiz, aslanla ceylanın da barışabileceği umudunu taşımak. Bu, barış açısından en uç umutlardan biridir ve bunu gerçekleştirmek için de Alevilerin Cumhuriyet'in bu yüzyılı içinde çok büyük çaba ve gayretleri oldu” ifadelerini kullandı.